Her yoldaşında Sakine’yi görüyorum

Sakine Cansız, O’nu birebir tanıyan tanımayan herkesin mutlaka söyleyeceği bir sözünün olduğu, ‘onun direniş hikâyeleriyle büyüdük’ dediği, yaşamını ideallerine adayan, sözün tam anlamıyla devrimci kadın.

O’nu bir röportajla anlatabilmenin imkânsızlığını bilerek gidiyorum kardeşi Metin Cansız’ın yanına. Hem bu imkânsızlığı biliyorum hem de anlatmak, daha fazla anlatmak gerektiğini…

Metin Cansız’la arayış dolu, mücadele dolu 55 yılı konuşurken yalnız değiliz. Sakine Cansız’ın 1987’den 2012’ye kadar çeşitli tarihlerde yazdığı şiirler eşlik ediyor bize.

İlk kez okunacak bu şiirlerin ancak birkaç tanesini tıpkı röportaj sırasında dönüp okuduğumuz gibi yazı aralarına serpiştirerek verebiliyorum.

sakine cansiz (2)“…Yüreğim avuçlarımda

Her damla kanımda özgürlüğe akıyorum

O büyük özgürlüğe…”

Temmuz 1991’de kaleme aldığı şiirin bir bölümünde dediği gibi özgürlüğe akan bu devrimci kadın için tarihe bir not düşmek için başlıyoruz sohbete…

Sakine Cansız’ın çocukluk ve gençlik yıllarından başlarsak o dönemlerden en çok hafızanızda kalanlar neler O’na dair…

En belirgin şeylerden bir tanesi genç yaşta olmasına rağmen çok değer görür, çok sevilirdi hem arkadaşları hem mahalleli tarafından. Bu konuda annemin kullandığı bir cümle vardı; ‘başka evin kızı olaydı keşke bana gelin geleydi, keşke benim gelinim olaydı.’ Ev işlerinden el işlerine titizdi, temizdi. Yani sizlerin tanıdığı titizlik, özen o dönemden kalmadır. Çok kısa sürede arkadaş edinebiliyordu. Otoriter bir aile ortamında büyüdü. Annem otoriter bir kadındı. O otoriter yapı içerisinde yine de inandığı, doğru bulduğu şeyleri yapıyordu.

İLKOKUL ÖĞRETMENİNİN MERAKI

Okulda da başarılı bir öğrenciydi. İlkokul öğretmeni bir gün eve geldi. Böyle başarılı bir öğrencinin ailesini merak etmiş, tanımak istemişti. Her 23 Nisan’da hani başarılı öğrencileri bir yetkilinin koltuğuna oturturlar; bir 23 Nisan’da Sakine’yi Milli Eğitim Müdürü yapmışlardı. Çalışkandı, zekiydi. Karnesinde değil kırık not, en az üst puanın bir not altında olurdu notları. Yani 10 üzerinden 9; 5 üzerinden 4’tü en kötü notu. Okul dışındaki alanlara da ilgiliydi.

Gençlik yıllarına dair herkesin söyleyebileceği ortak şey; güzelliği ve çalışkanlığıydı.

Babam Almanya’da işçiydi. Annem 1974’te Almanya’ya gitti, babamın yanına. 8 kardeştik. Bize Sakine baktı. Tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyordu. Yemeğimizi yapıyordu, çamaşırlarımızı yıkıyordu. Bunları yaparken kendisi de okula gidiyordu. Hiç unutmam, bir dönem Dersimliler bilirler, uyuz hastalığı baş göstermişti Dersim’de. Sakine hariç hepimiz kaptık hastalığı. O dönemki tedavi yöntemi günde 2 kez duş almamız gerekiyordu, elbiselerimizin kaynatılması gerekiyordu. O hem bunları yapıyordu hem okula gidiyordu. Hiç şikayet etmiyordu. Bir yıl boyunca bize o baktı.

KÜRDİSTAN DEVRİMCİLERİYLE TANIŞMA

Devrimciliğe adım atışı nasıl oldu?

Zaten aynı süreç Sakine’nin Kürdistan devrimcileriyle tanıştığı süreçtir. Annem daha gitmeden önce bizim evin altında toprak bir evde kaldılar. Bir grup öğrenciydi. Dikkatimizi çeken şey çok temiz insanlardı, sıcak bir enerji veriyorlardı çevrelerine. Devrimci olduklarını biliyorduk ama hangi örgütten vs o zaman çok da bir ayrım yoktu. Annemin korkusuyla bize çok gelmezlerdi. Ama Sakine ilişkilenmişti. Annem de farkındaydı. Elektriği kaçak veriyorduk, balkondan bir kablo çekmiştik onların evine. Bazen bizim odunluktan odun gönderiyorduk. Annem Almanya’ya geldikten sonra eve gelip gitmeye başladılar. 1975’in başıydı. Kürdistanlı devrimcilerle ilk o zaman tanıştık.

Arkadaşların gelişinde çocuktum. İlk geldiklerinde Sakine’yi kaçırmaya geldiklerini düşündüm. Hazırlık yaptım kendimce, merdane buldum. Kapının arkasına sakladım. Bir şey yaparlarsa kafasına vuracağım, bağıracağım; yukarda bir subay var gelip yardım eder diye düşünüyorum.

Ama çok geçmeden anlamaya başladım farklılıklarını. Sakine’yle aramızdaki ilişkiden kaynaklı; biz hem kardeştik hem sırdaştık. Bir süre sonra yavaş yavaş Kürdistan’ı, bizim de Kürt olduğumuzu vs anlatmaya başladıkça tanıdık, tanıştık. Ben de o yapı içerisinde hem Sakine’nin hem arkadaşların kuryesiydim. Bizim bir odunluğumuz vardı. Orayı kitap deposu yaptık. 3 bavul kitabımız vardı. Bana listeyi verirlerdi. Fenerle oradan kitapları alır onlara götürürdüm.

DERSİM’DE İLK ÖRGÜTLENME KADINLAR ÜZERİNDEN

Bu tanışma sürecinden ne kadar sonra ‘Kürdistan devrimcileriyle’ hareket etmeye başladı?

Sakine çok kısa sürede bir kadın grubu oluşturdu. Çok kısa sürdü, abartılı olmasın ama eve gidip gelmeye başladıklarından birkaç hafta sonra Sakine etraftaki kadınları toplamaya başladı. Bir kadın grubu oluşturdu 10-12 kişi civarında. Bu kadınlar bir süre bizim evde eğitim çalışması yaptılar. Sürekli okuyor, tartışıyorlardı. İlk gruptan arkadaşlar geldiler Hamili Yıldırım, Veli Teyhani vs geldi. Bu kadın grubu bir süre sonra erkekleri zorlamaya başladı. Teorik olarak araştırıyorlar, sorular soruyorlar, tartışıyorlardı.

Dersim’de aslında bizim ilk örgütlenmemiz kadınlar üzerinden oldu. İlk grubu kadınlar kurdu. Ondan sonra yayılmaya başladı.

‘ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN HEP KAVGAYDI YAŞAMI’

1 yıl sonra annem döndükten sonra sıkıntı yaşamaya başladı Sakine. Annem müsaade etmiyordu, zorluyordu. “Sen kadınsın bunları yapmaman gerekir” diyordu.

Sakine’nin kitabına verdiği “Hep Kavgaydı Yaşamım” sözü aslında çocukluğundan itibaren Sakine’yi anlatır. Sakine’nin kavgası hep vardı; aileyle, toplumla, çevreyle vardı. Ama bu kavgalar yıkıcı, vurucu değil; haksız bulduğu şeylere isyan etmek, kabullenmemek temelindeydi.

PKK’den önce başka örgütlerle ilişkisi oldu mu?

Deniz Gezmişlerin, İbrahim Kaypakkayaların yarattığı genel bir etkilenme vardı. Sol eğilim ve sempati Denizlere, Mahirlere, İbrahimlere sempati ile başladı.

Mesela bizim çevremizde THKO sempatizanları vardı. Sakine’nin daha sonra İzmir’e giderek evlendiği Baki Polat o çevredendi. Sakine o kesimlerle de tartışıyordu, ama herhangi bir örgütle organik bağı olmadı. İlk defa Kürdistan devrimcileriyle oldu.

HEP AYRI BİR YANI VARDI

Evdeyken de öncü özellikleri öne çıkıyor muydu?

Evdeyken de vardı, arkadaş grubu içerisindeyken de vardı. Hem kendini sevdirir, hem yaptırırdı. Aile de bile öyleydi. Bir şekilde bizi hep harekete geçirirdi. Tabii bunları sonradan algılayabiliyorum. Okudukça daha fazla fark ediyorum. Sakine farklı biriydi, bir anda karakteri çözümlenebilecek biri değildi. Hem rahat anlaşılabilir, hem anlamakta zorluk çekebilirdin. Benim hem kardeşim hem yoldaşımdı. 40-50 yıllık kardeşim ama yeni yeni okudukça görüyorum, fark ediyorum bazı yanlarını, ama çocukluk ve gençlik dönemlerinde hep ayrı bir yanı vardı.

Evden ayrılışı ne zaman oldu?

Annem 1975’te döndü. Annem döndükten sonra baskıya başladı. Ne yapabilirim diyordu, evden gitmek istiyordu. O dönem yapı içerisindeki arkadaşlarla da paylaştı. Aynı zamanda amcamın oğlu Baki Polat’la evlenecek, İzmir’e gidecekti. Böylelikle daha rahat devrimcilik yapabileceği kararını aldı. Ailenin baskısı nedeniyle bunu yaptı. 1977’de Sakine İzmir’deydi.

İzmir’de çalışmaya başladı. Bir fabrikada çalışıyordu, işçileri örgütlemek için. 10-15 civarında Kürt var, onları örgütlüyor. O dönem bir miting oldu. Ben de onun yanına gitmiştim. Bir kortej oluşturduk. “Kurda ra Azadi”, “Bijî Kurdistan”, “Kahrolsun sömürgecilik” sloganları atıyorduk. O dönem Halkın Kurtuluşu organize etmişti. Tertip Komitesi bu sloganları atmamamız için bizi uyardı. Uymayınca dayak yedik. O olay büyüdü, bir çalkalanma oldu. Sakine, “burada bir hareketlenme var. Kürt işçiler uyanıyor, arkadaşlar müdahale etsinler” diyerek beni Dersim’e gönderdi. Döndüğümde epey geniş bir yapı oluşmuştu. İlk Haki Karer afişlemesi yaptığımızda İnciraltı’nda bir forum düzenledik. 80-100 kişi toplamıştık o forumda.

İLK TUTUKLANMA TARİŞ GREVİ SONRASI

Sakine ve diğer işçiler Tariş’te greve gittiler. İzmir Konak’ta Hasan Tahsin anıtı önünde polis müdahalesiyle tutuklandı. Sakine’nin ilk tutuklanmasıdır bu. O tutuklamadan sonra 1 yıla yakın Buca Cezaevi’nde kaldı. Mahkemelerine gidiyordum. Konak’taki adliye binasına çıkarıldıklarında ringden inip mahkeme binasına kadar tek başına slogan atardı; “Kahrolsun sömürgecilik”, “Kurda ra azadi” diye.

Daha sonra Kürdistan’a gideceğim dedi ve fazla sürmedi, faaliyet yürütmek üzere Bingöl’e geldi.

O KUŞAKTA MÜTHİŞ BİR ENERJİ, COŞKU, İNANÇ VARDI

Şu anda PKK uluslararası alanda tanınan, adını duyurmuş bir hareket. Ama Cansız’ın tanıştığı dahil olduğu ismi bile fazla duyulmayan küçük bir grup. Buna bir de kadın olarak katılmak büyük bir cesaret, sıra dışılık. Nasıl karşılandı Sakine’nin katılımı, nasıl ikna etti çevresini, o inancı nasıl oluşturdu?

Türkiye’de bir sol gelişme vardı, sonradan bir grup çıktı ve ‘biz Kürdüz’ demeye başladı. İkna etmek gerçekten çok zordu. Büyük gelişmeler oldu ama çok sıkıntılar da oldu. Dersim’de daha sıkıntılı oldu; biz hep kavga ederek anlattık. Hep şiddetle karşılaştık. Kendimiz bile Kürtlüğümüzü yeni öğreniyorduk. Sayı olarak azdık. Ama kısa sürede insanların ilgisini çekti. Çünkü anlatılanlar doğruydu. Haklıydık. İlk yol-su-elektrik mitingi yaptık 1977’de diğer hareketlerle birlikte. Bizim kortej kalabalıktı, 400-500 kişiydik. 1978 1 Mayısında artık en kalabalık kortej bizdik herhalde. Köylere gitmeye başlamıştık. Özellikle öğrenci kesim içerisinde karşılık buluyorduk. Çünkü haklıydık. Zorluydu sıkıntılıydı, ama belki o kadar güçlenmesinin özünde yatan şey de oydu. O kuşaktaki insanlarda müthiş bir enerji, coşku, inanç ve heyecan vardı. Sakine de öyleydi. Aslında Sakine hep öyleydi. 2013’ün başına kadar da öyleydi.

YENİ BİRŞEY ANLATTIĞINDA MÜTHİŞ MUTLU OLUYORDU

Biriyle konuşurken, yeni biriyle tanıştığında, yeni bir şey anlattığında müthiş mutlu oluyordu. O dönemki coşku müthişti. Hepsi, hepimiz genceciktik. En büyüklerimiz 20-25 yaşlarındaydı. Ben 14 yaşındaydım. Çok küçük yaşta büyük sorumluluklar üstlendik. Buna rağmen az hatayla götürdük. Araştırmacı, çok okuyan bir kuşaktı. İlgili bir kuşaktı. O yaşta çok ağır yükler omuzlamalarına rağmen üstesinden geldiler; devasa bir örgüt oldu PKK.

sakine cansiz (3)“Ve verdiler sana yaşamı

Ne ağlayıp durursun

Zamanı geçti ağlamanın

Şimdi gülmek zamanı

Zamanıdır umut etmenin”

(1987-Diyarbakır)

DERSİM’İN BEYAZ SARAYI!

1975-1977 arasında çok fazla şey oldu. Olaylar aylık olarak gelişiyordu. Başkan ilk olarak 1977 kışında bizim oraya geldi. Bizim odunluğu beyaza boyadık Başkan gelecek diye. Adını da Beyaz Saray koyduk. Dersim’de ilk toplantı yaptığı yerdi. Diğer hareketlere göre Dersim’e en geç giren harekettik ama bir süre sonra biz binlerle yürüyorduk. Diğer hareketler epey örgütlenmişti, “mahallenin belalıları” kalmıştı bize. Ama o insanlardan çok yiğit insanlar çıktı. Müthiş dönüştürdü bu hareket.

Sakine kadın olarak çıkış yaparak farklılığını koydu. Zaten bunu ilk başta bir kadın grubu kurarak kırdı. Ailede öyle bir yadırgama yoktu. Ama Sakine’nin yapmak istedikleri ile evde kalışı çelişkiydi ve bu çelişkiyi kırdı. İdealleri hep duygularının önünde oldu.

‘SAKİNE KADIN HAREKETİNİ KURMAKLA GÖREVLENDİRİLİYOR’

PKK’nin kuruluşu, ilk kongresiyle ilgili hatırladıklarınız?

Bir oluşuma gidileceğini biliyorduk. O dönem manifesto çıkmıştı Serxwebun’da. Ama tabii partileşmeyi tasavvur edemiyorduk. Ben kuruluşunu cezaevinde öğrendim. Bucak’lara dönük eylemle öğrendim. Çalışmalarda bir değişiklik hissediyorduk. Sakine daha fazla hareketli olmaya başlamıştı. Kadınları örgütlüyordu. Bunun ne demek olduğunu sonraları çıkardık. Sakine 1. Kongre’de kadın hareketini kurmayla görevlendiriliyor. İlk dönemki görevi oydu.

Hep söylenir; PKK’nin özü kadındır diye. Sakine de hep söylerdi. PKK’yi PKK kılan temel olgulardan biri bu. PKK toplumdaki en hassas, en sıkıntılı yeri yakalamıştı. Ve daha ilk kongrede karar altına aldıklarına göre, bunu başından beri fark etmişlerdi. O dönem tabii biz anlamıyorduk. Bir şeyler değişiyordu ama bunun boyutunun ne olduğunu tam algılayamıyorduk. Evet, bu kabuk bunu kaldırmıyordu artık farkındaydık. Ama oluşabilecek şey nedir, parti nasıl olunur bunu tam algılayamıyorduk.

FİRAR GİRİŞİMLERİ BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI

Cezaevi sürecine gelirsek, Cansız’ın yaşamına damgasına vuran en önemli kesitlerden biri de Amed Zindanındaki direnişi. Sakine Cansız’la birlikte aynı dönemde Amed Zindanı’nda kaldınız. O süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Ben Sakine’den önce tutuklandım. Sıkıyönetim gelmişti. Dersim’de sivil cezaevinde kalıyorduk. Elazığ’daki tutuklanmaların haberini aldık. PKK’ye yönelik ilk resmi büyük operasyondu. Devlet şunu gördü; Elazığ’dan başlayarak kurumlaşmaya, partileşmeye gidiyorlar. İlk Elazığ’da başladılar örgütlenmeye ve o nedenle de devlet Elazığ’da darbe vurmak, PKK’yi bitirmek istedi. Şahin Dönmez’in çözüldüğünü itirafçı olduğunu söylediler. Sonra bizi de getirdiler Elazığ’a. O dönem bizim dezavantajımız; birçoğunun daha önce hiç cezaevi deneyimi olmamış, işkence görmemiş. Sadece okumuş, Kızılkaya’ları Vietnam’ı.  Okuduklarından yola çıkarak direnmeye çalışıyor. Bir de işte Kaypakkaya var; ser verip sır vermemiş. Ser verip sır vermemek gerektiğini biliyoruz o kadar.

İlk kez öyle bir şeyle karşılıyoruz. 15 gün işkencede kalmak ağır geliyordu. O dönem Sakine’nin tavrı çok anlatılır. Sakine, Aytekin Tuğluk’un direnişi çok anlatılır. 1979 Nisan’da biz yakalandık. Bir buçuk ay sonra da onlar. Daha sonra davamızı birleştirdiler. Sakine’yi Elazığ Cezaevi’ne gönderildiğimizde gördüm. Elazığ’dan aklımda kalan şey,  Sakine hep firar etmeye çalışıyordu. Ama talihsizlik firar girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. En son ‘direniş örgütlüyor’ diye Malatya’ya sürgün ettiler. Malatya’dayken bir gün gazetede bir başlık gördük Sakine’nin firar ettiğini yazıyordu, sevindik. Tabii alt yazıyı okumaya devam edince gördük ki, firar etmiş ama yakalanmış. 12 saat dışarıda kalabilmiş.

Bir süre sonra PKK davalarının hepsini Diyarbakır’da topladılar. Elazığ grubu olarak 171 kişiydik yanlış hatırlamıyorsam, Diyarbakır’a gittik. Sakine ve 1 kadın tutuklu daha getirildi.

heval sara 2  (1)“Gelirken görüşe bir daha

Bir avuç toprak getir

Avuçlarınla…

Yıkanayım

Uzanayım

Yeşereyim her zerresinde…”

(Mayıs 1987-Diyarbakır)

BİZE İŞKENCE YAPILIRKEN SESİ DAHA YÜKSEK ÇIKIYORDU

Diyarbakır Zindanı’nda yaşadıklarını biz hep dolaylı duyduk. Kendisi çok anlatmadı. İlk gittiğimizde bizi işkenceyle karşıladılar koridorda. Onlar bize işkence ettikçe Sakine’nin çığlıklarını duyuyorduk. “Namussuzlar, alçaklar” diye bağırıyordu. Ona da işkence yapıyorlardı ama o en çok arkadaşlarına yapılan işkenceye karşı bağırıyordu. Bize yapılanın daha fazlasının kadınlar koğuşunda yapıldığını biliyorduk. Mesela oradaki gardiyanların kod isimleri vardı. Kadınlar koğuşunun gardiyanının ismi ‘horoz’du. Bu bile psikolojik bir savaştı. Kadınlar koğuşunda bize yapılandan çok daha ağır işkenceler yapıldığını biliyorduk ama bunu çok anlatmazlardı.

Mesela bir yıl sonra cezaevinde herkes kurallara uymak zorunda kaldı. Esat Oktay, merkezi anons sistemiyle bunun müjdesini verirken ‘bu cezaevinde kurallara uymayan bir tek erkek sinek bile kalmadı’ diyordu. Kadınları devre dışı bırakıyordu çünkü kadınlar hala direniyordu. Kadınların Diyarbakır’daki direnişi dünyada görülmemiş bir direniştir onu biliyorum. Ayrıntılarını hiç kimse anlatamadı.

Ağır geliyor anlatmak… 1987’de tahliye oldum. Tüm o zaman diliminde 2 ya da 3 kez gördüm O’nu.

KARDEŞİ KARDEŞİ DÜŞÜRMEK İSTEDİLER

Ölüm orucundaydık. Arkadaşlar geldiler birinci kat, birinci hücredeydim. Karasu, Rıza arkadaş geldi, Şener vardı. Sonuçları söylediler. Karasu ile Rıza arkadaş birbirlerine bakıp, ‘söyleyelim mi’ dediler; Sakine’yi ölüm orucunda kaybettik dediler. Dondum kaldım. Ne bir söz ne bir hareket… Sonra subay geldi, haber yanlış dedi. Neye inanacaktık? ‘Haber yanlışsa, yaşıyorsa beni görüştürün yoksa ölüm orucuna devam ediyorum’ dedim. Görüştürdüler bizi ilk görüşüm öyle oldu.

İtirafçılaştırma politikası bizim koğuştan başlamıştı. Bir kere beni mahkemeden aldıklarında özel bir ring var itirafçıların olduğu, o ringe bindirdiler. Bir ara arkaya döndüğümde Sakine’yi gördüm. Öyle bir bakıyor ki beni parçalayacak gibi… Sakine’nin yanlış anladığını biliyordum. Araba durdu döndüm baktım, ‘namussuz şerefsiz’ dedi, indi gitti. Her mahkeme dönüşünde olduğu gibi o gün de işkence faslı başladı. Ama o gün o dayakları nasıl yedim, o zincirleri nasıl vurdular hiç hatırlamıyorum. Sadece koğuşun tuvaletine girip çocuklar gibi ağladığımı hatırlıyorum. Bu tür şeyler de yapılıyordu.  Yıllar sonra bundan bahsettiğimizde sımsıkı sarılırdı bana…

KÜRT KURUMLARININ İLK KURUCULARINDANDIR SAKİNE

Cezaevine girdiğinizde Apocu hareketti, daha sonra PKK değişti, büyüdü kendi sistemini kurdu. Size bu sürecin yansımaları nasıl oldu? Sakine Cansız’ı, PKK’yi nasıl buldunuz yıllar sonra?

1984 Atılımını içerideyken duyduk. Onun sevinci anlatılmaz. Bizi içeride yaşatan umut da oydu; Hayri Durmuş’un deyimiyle bu insan çığlıklarını dışarıdan birileri mutlaka duyacak diyorduk. Eruh-Şemdinli bu hissi yarattı.

Sakine 1991 yılında çıktı cezaevinden. İstanbul’da kaldı uzun bir süre. Orada epey çalışmaları oldu. Aslında şu andaki Kürt kurumlarının birçoğunun ilk kurucularındandır aslında Sakine. Sonra Avrupa’ya getirdik. Önderlik sahasına geçecekti. Çocuklar gibi heyecanlıydı Önderliği göreceği için. “İlk işim fırlayacağım, koşacağım Başkan’a sarılacağım” diyordu. Heyecan, coşku, sevinç iç içeydi.

Önderliğe sonsuz bir inancı, müthiş bir bağlılığı vardı. O kadar ki rüyasında gördüğünde çocuk gibi seviniyordu. Başkanı gerçekten bir kurum olarak görüyor. Aynı biçim de Önderlik de Sakine’yi ayrı bir yere koyuyordu.

resimlerimbank (1)

Yüreğimin yarısı sende

Yarısı da bende’ olunca aşka gelinirmiş!

Bu aşksızlar için bir tanım olabilir

Ama aşkı otuz yıl yaşayanların yarımları yok!

Tamanlanmış güzellikler var

Tamamı sevda

Yüreğin tamamı

Bilincin bütün güzellikleri

Ve sınırsızlığında bir sevgiyle yaşamak

En dolu bakışlarda

Bir de maviliğin sonsuzluğunda senin aydınlığında yaşamak…

O süreçten sonra 1993’te Zelê’de gördüm. Ulusal meclis çalışması için gitmiştim. Örgüt konusunda ilk grup döneminde gördüğüm örgütle sonradan gidip gördüğüm örgüt çok farklıydı. Sakine ise yıpranmış bulsam da, her şeye rağmen coşkusu heyecanı hiç değişmemişti. Sakine yaşayan bir efsaneydi. Hayri Durmuş, Kemal Pir bizim için başka bir yerdeydi. Sakine de bizim için öyle bir yerdeydi.

HAYRİ DURMUŞ: HİÇ TAVİZ VERMEYEN KİŞİ SAKİNE’DİR

Sakine Cansız, O’nu tanıyan herkeste mutlak etki bırakan biriydi. Yaşamının her sürecine dair de söylenecek çok şey var. Ama tüm bu anlatılanlarda şurası eksik kalıyor dediğiniz bir yan var mı?

Heval Sakine’yi çok kişi anlatmıştır. Şehadetinden sonra da O’nunla ilgili söylenen her şey onu anlatıyor. Geçen bir arkadaş dedi ki; “katledildiğinde son birkaç saniye bile düşünecek zamanı olmuşsa mutlaka diğerlerini düşünmüştür.” Gerçekten de öyleydi Sakine.

Arkadaşları, yoldaşları, davası, idealleri için hiçbir şeyi esirgemez. Bu noktada en kavgacı, en tutarlı, en isyan eden biridir. Hayri Durmuş’un sözüdür; “Bu cezaevinde hiç taviz vermeyen kişi Sakine’dir” diyordu. Tavizsizdi.

sakine cansiz (1)

“Sabahları bahar kadar
Seviyorum.
Hazan hüzne derler ya
Tıpkı öyle bir hüznün
Orta yerindeyim
Baharın özlemi ile
Sonbaharın derin hüznü
Korkunç bir kavgasıdır sevdamın
Öyleyse sen hüzün ol
Ben özlem
Hep kavgayla kalalım!”
(Ağustos 2011-Lolan Şekif)

2013 BAHARINDA DAĞLARDA BULUŞMAK ÜZERE RANDEVULAŞMIŞTIK

Şehadetinden sonra dağlara, yoldaşlarının yanına gittim. Aslında o baharda orda buluşmak üzere Sakine’yle randevulaşmıştık. Ama ben O’nsuz gittim.  İşte arkadaşlarının anlattığıydı Sakine. Anneleriydi, bacılarıydı yoldaşlarıydı.

Şehadetinden sonra kırkında, Paris’te gelen misafirleri karşılıyorum. Bir kadın geldi ellerimi tuttu. ‘Abi biliyor musun, biz çocuktuk o zaman bizi yakalamışlardı. Bizi dövüyorlardı. Askerler elimize cop vuruyordu. Sakine bizi koruyordu. Sonra bizi doyuruyordu. Bizim ellerimizi ovuyordu’ dedi. O kadının anlatımını ben dile getiremem. Sakine böyle karakterde bir insandı.

Bir yanıyla çok duygusal-hümanist, bir yanıyla da çok hırçın kavgacıydı. Öfkeliydi; kabul etmediği, bu ideolojiye uymadığına inandığı, partisine ters düştüğünü düşündüğü şeyler konusunda çok inatçıydı. Bunun kavgasını da sert verdi, müthiş kavgalar ederdi. Ama ben Sakine’nin kavgaları sonucu küs kaldığını ya da kırıldığını görmedim.

HAYATI DOLU DOLU YAŞADI

Önemsiz bir şey yoktu hayatında. Bu en belirgin özelliklerinden biridir. Bu küçüktür. Bu önemsizdir dediği hiç bir şey bilmiyorum. Bu yaşamla ilgili her şey önemliydi O’nun için, en üstten en alta kadar. En sıradan bir yurttaşa kadar. Mesela gecenin birinde biri bir şey sorar. Yanına not almışsa mutlaka ona döner cevap verir.

Hayatı böyle dolu dolu yaşadı. İstediği gibi yaşadı. Şunu biliyorum büyük bir kayıptır, Kürt halkı için özgürlük hareketi için. Bu süreçler büyük özlemini duyduğu süreçlerdi. Son 4-5 yıldaki tüm yazılarında var, bu süreçleri hep tartışıyor.

Özgür bir Kürdistan’da, Diyarbakır’da, Dersim’de olabilmek… Baştan tırnağa çiçeklerle bezeli bir ülkede olabilmek. Çok hayali vardı Sakine’nin.

SALDIRI BU HAREKETİN ÖZÜNE YAPILDI

9 Ocak sonrasında halk büyük bir sahiplenme gösterdi. Sizi en fazla etkileyen ne oldu bu son bir yıllık süreçte?

Sakine hak ettiği bir sahiplenmeyle karşılaştı. Sakine’nin ilişkileri çok geniş bir yelpazeye sahipti. Şehadetinde de öyle sahiplenildi. Bizi elbette çok mutlu etti bu sahiplenme. Sakine’yi tanıyanlar için bu çok şaşırtıcı değildir.

Sakine’nin günlüğünde de var. Sık sık kullanıyor. Başkanın çok öne çıkardığı bir konu, bu hareketin mayasıdır kadın, bu hareketin özüdür. Bu saldırı da bu öze yapıldı. Yapılış amacı da buydu bana sorarsanız. Kadına saldırıydı, kadına saldırının da nedeni öze saldırıydı. O öze, mayaya saldırıydı. Sıradan bir tespit değildi Sakine onların katledilmesi. Zaten yıllardır düşman Kürdistan’da kadına saldırıyor. Cizre’de, Diyarbakır’da, Hakkari’de kadına saldırıyor. Devlet de bunu biliyordu; bu işin özünde de kadın vardır. Bilinçli seçildiğine inanıyorum.

HER YOLDAŞINDA SAKİNE’NİN BİR YANINI GÖRÜYORUM

Şehadetinden sonra onun son gezdiği yerlere gittim. Arkadaşlarının yoldaşlarının yaklaşımı beni korkunç mutlu etti. Gördüm ki Sakine örgütü için, halkı için çok değerli. Özel bir yeri var bu harekette. Okudukça bunun derinliğini fark ediyorum. Yıllarca belki çok derin sohbetlere giremedik. Şimdi yazılarını okuyorum, mektuplarını ve günlüklerini. Müthiş bir derinlik var onu fark ediyorum.

Her şeyden önce Sakine’ye saygı aile bireyleri olarak bizler açısından da Sakine’nin örgütüne saygıdan geçer. Bu saygıyı hiçbir zaman yitirmedik ama Sakine’nin şehadetinden sonra o biraz daha pekişti. Benim açımdan da özellikle bize hep anlattığı özlemini duyduğu, heyecanla gözleri dolarak gözleri parlayarak anlattığı o dağları gördüm; anlata anlata bitiremediği yoldaşlarını gördüm. Onları gördükten sonra bendeki bağ daha da farklılaştı.

Sakine’nin şehadeti başka bir şey yarattı bizde, kelime bulamıyorum bunu anlatacak. Şunu da söyleyeyim; henüz yüzleşmedim.  Böyle anlatıyorum ama şehadetiyle yüzleşmemişim. Bunu kaldırabilir miyim bilmiyorum. Çünkü daha önce de Sakine hep bir yerlerdeydi.

Ama şuna da inanıyorum. Her birinizde Sakine’nin bir yanını görüyorum. Sakine’nin bir parçasını mutlaka gördüm. Her yoldaşında Sakine’yi görüyorum ve bu beni müthiş mutlu ediyor. Sakine bir değer yaratmış ve bunu daha fazla sahiplenmeliyim diyorum şimdi…

NİLAY EGELİ – ROTTERDAM

On Ocak 6th, 2014, posted in: Adanmış Hayatlar, KJKONLINE by