Amilia Spartak: Kadınlar baskıya karşı bedenlerini ateşe veriyor

amilaErkek egemen sistemin kadınlar üzerinde kurduğu baskıların en derin ve hissedilir yaşandığı Afganistan’da kadın mücadelesi aktivisti olan Amilia Spartak, ülkesinde yaşanan savaştan dolayı kadınların büyük bir tehlike altında olduğunu anlattı. 2001’de ABD ve NATO Afganistan’ın işgalini kadın özgürlüğü ile gerekçelendirdiklerini vurgulayan Amilia, “Bu işgalden sonra Talibanlar bazı yerlerde kadınları taşlamaya başladı. Fazlasıyla kadın bedenini ateşe veriyor. Çünkü şiddete, Afganistan’daki erkek egemenliğine dayanamıyorlar artık. Ülke tarihimizde ilk defa erkekler kadınların burun ve kulaklarını kesmeye başladılar” dedi.

Erkek egemen sistemin en fazla baskı yaptığı, haklarından yoksun bıraktığı sınıf olan kadınlar, gördükleri baskılara, taciz, tecavüzlere, katliamlara karşı dünyanın tüm ülkelerinde örgütlenerek, kendilerini yok sayan sisteme karşı mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin en zorlu yürütüldüğü ülkelerden biri de Afganistan. Hala kadınların toplu tecavüzlere maruz kaldığı, kulaklarının, burunlarının kesildiği Afganistan’ta kadın mücadelesini Amilia Spartak ile konuştuk.

– Öncelikle biraz Afganistan’daki çocukluk ve gençlik yıllarınızdan bahseder misiniz?

Çocukluğum ve gençlik yıllarım ülkemde geçti. O dönem okul süresi 12 seneydi  ama ben iki kez sınıf atlayarak 10 senede okulu bitirdim. Okuldaki başarılarımdan dolayı hükümet bana burs verdi. 1970 yılında eski Sovyetler Birliği’ne üniversite okumaya gittim. Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Mimarlık Fakültesi’nde okudum.

– O dönemde genç kadınların okumak için tek başına Afganistan’dan Sovyetler Birliği’ne gitmesi sık yaşanan bir durum muydu?

Sanırım ben o zamanlar okumak için Afganistan’dan yurtdışına giden beşinci veya altıncı kadındım. Babam ileri görüşlü bir insandı. Gitmeme izin verdi. İlk yıl Rusça’yı öğrendik. Ardından 6 yıl okudum. Öğrenci iken şimdiki eşimle tanıştım ve Kiev’de evlendim. Bir çocuğum oldu. Yani üniversite yıllarım o açıdan pek de kolay değildi çünkü anne oldum. Ama sonunda başardım. Eski Sovyetler Birliği’ne gitmeden önce Afganistan’da bir kadın örgütünde çok aktif çalışıyordum. Bu örgüt 1965 yılında kurulmuştu.

– O yıllarda Afganistan’da çok sayıda kadın örgütü var mıydı?

Hükümete bağlı bazı örgütler vardı. Ama ağırlıkta aristokrat kadınlar burada yer alıyordu. Onlar kadın hakları için mücadele etmiyordu. İlk devrimci kadın örgütü, Eylül ayında Almanya’da yaşamını yitiren Dr. Anahita Ratebzad tarafından kuruldu. Anahita Ratebzad’ın çok sayıda devrimci kadın ile birlikte kurduğu bu örgüt kadının çifte sömürülme durumuna dikkat çekiyordu. Kadının hem evde eşi tarafından hem de toplumda sömürüldüğünü anlatarak kadınlara gittik. Çok kısa bir sürede örgütümüz çok büyüdü. O dönem dernekler yasası da imkanlar tanıyordu. Ardından yapılan parlamento seçimlerinde Afganistan tarihinde ilk olarak dört kadın milletvekili seçildi. Onlardan biri de Anahita Ratebzad idi. Anahita Ratebzad parlamentoda çok yüksek sesle kadın haklarını gündemleştirdi. Onun öncülüğünde 1967 yılında Afganistan’da ilk kez 8 Mart’ı kutladık. Örgütün kuruluşundan 3 yıl sonra ise Kabil’de ilk defa sadece kadınların katıldığı çok büyük bir yürüyüş gerçekleştirdik. Farklı şehirlerde şubelerimiz de vardı. O dönem kadınların eğitimine ağırlık verdik. Evlerde 5-6 kadına verilecek biçimde okuma yazma kursları örgütledik. Bunu yaparken kadın haklarını gündemleştiriyorduk. Bir dergimiz vardı, bunu elle yazıp çıkarıyorduk. Eski Sovyetler Birliği’ne gittikten sonra da aktif kadın mücadelesi yürütmeye devam ettim, iki büyük kadın konferansına katılım sağladım.

– Eğitiminizi tamamladıktan sonra Afganistan’a döndünüz mü?

Döndükten sonra Afganistan Demokratik Halk Partisi’ne üye oldum. Kadınlar ve halkımız için çok yoğun çalışmalar yürütüyorduk. İlk defa kadın erkek eşitliği anayasal güvence altına alınmıştı. 1977 yılıydı. Üniversitede sanat tarihi ve sanat mimarlığı bölümlerinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. Paralel olarak siyasi kadın çalışmalarımı sürdürdüm. Daha sonra 1990’ların başında Mücahitler iktidara geldi ve kadınlar için çalışma koşulları ortadan kaldırıldı. Bütün haklarımız iptal edildi. Örtünmek zorunda kaldık. Siyasi baskılar yoğunlaştı ve çok sayıda parti üyesi ve aydın ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Mücahitlerin iktidara gelmesiyle birlikte Afgan kadınlarının özgürlüklerinin kısıtlandığını anlattınız. Bu birden mi oldu yoksa bir sürecin sonucu olarak mı gelişti?

Onlar iktidara gelir gelmez anayasayı iptal edip Şeriat’ı ilan ettiler. Tehdit altında olduğumuzu hissedip ülkeyi terk etmeye karar verdik. Ama bu kararı vermek hiç de kolay olmadı. Evimizin kapısını kilitleyip Pakistan’a doğru yola çıktık.

– Bu göç sürecini biraz anlatır mısınız?

Hepimiz birden yurtdışına çıkmadık. Ablam bizden önce çıktı. Ben eşim ve iki oğlumla ülkemi terk ettim. Otobüsle Afganistan’ın güneyindeki Celalabad şehrine geçtik. Kimsenin beni tanımaması için o zaman hayatımda ilk kez burka giydim. Sınırı, oradaki dağları yaya geçtik. 2 aya yakın bir süre Pakistan’da saklandık. Sonra bizi kaçak Avrupa’ya götürecek bir şebeke bulduk. Sahte pasaportlarla Türkiye’ye geldik. 2-3 gün İstanbul’da kaldık. Sonra tren ile eski Yugoslavya’ya geçtik. O dönem orada savaş vardı. O nedenle Yugoslavya’da da kalamadık. Bizi Almanya’ya götürecek bir şebeke bulduk. Maddi konularda akrabalarımız ve Batılı devletler bize yardımcı oldu. Yugoslavya’dan Almanya’ya geçişimiz de hiç kolay olmadı. Çok soğuktu, Ocak ayı idi. Avusturya-Almanya sınırını yaya geçtik. Sanırım 12 saat yürüdük. Arabayla Avusturya sınırına kadar gittik. Sonra bizi bir ormana bıraktılar. Oradan yürüyerek Münih’e geçtik. Oradan da Bonn’a. Bonn’a ulaşır ulaşmaz karakola gidip iltica başvurusunda bulunduk.

– 2001 yılında ABD’nin Afganistan müdahalesi başladı. Siz Almanya’da idiniz. O süreci nasıl yaşadınız?

2001’den önce yaklaşık olarak 6 yıl boyu Talibanlar Afganistan’da hakimdi. Halkımız ve ülkemiz için, özellikle de evlere kapatılan kadınlarımız için çok kaygılı olduğumuz bir dönemdi. Almanya’da farklı kadın dernekler olarak çok aktif bir süreç geçirdik o dönem. Çeşitli etkinliklerle ülkemizdeki durumlara dikkat çekmeye çalıştık. Ama 2001’de ABD ve NATO Afganistan’ın işgalini kadın özgürlüğü ile gerekçelendirdiler. Laura Bush o dönem Afganistan’daki kadınların çok mutlu olduğunu, artık müzik dinleyebildiğini, okuyabildiğini söyledi. Elbette kadınlar açısından bazı olumlu değişiklikler oldu. Mesela okullar ve üniversiteler tekrar kadınlara açıldı. Ama kadın öğretmen ve profesör sayısı çok düşüktür. Fakat onun dışında kız öğrenciler için açılan okullar yakılıyor. İnsanlar o yüzden kız çocuklarını okula göndermekten korkuyor. Güvenlikleri sağlanmıyor. Birçok okul köyden 2-3 kilometre uzaktadır. Kız öğrenciler o kadar yolu gidemiyor çünkü Taliban hala oradadır. Kız çocuklarını okula gönderen aileler öldürülüyor ya da tehdit ediliyor.

– Dolayısıyla NATO işgali kadınlara özgürlük getirmedi, öyle mi?

Kesinlikle. Elbette bazı gelişmeler yaşandı. Mesela medyada kadın daha görünür kılındı. Kadınlar artık televizyona çıkıyor, çok sayıda kadın dergisi var. O zor dönemlerde büyüyüp yaşadıklarını edebiyat ile ifade eden çok sayıda kadın yazar, şair, ressam var. Bütün eserleri kadının yaşamı ile ilgilidir. 49 devlet Afganistan’a girdi. Bu işgalden sonra yaşanan şeylere bakalım. Örneğin Talibanlar bazı yerlerde kadınları taşlamaya başladı. İşgalden önce böyle bir şey yoktu. Fazlasıyla kadın bedenini ateşe veriyor. Çünkü şiddete, Afganistan’daki erkek egemenliğine dayanamıyorlar artık. Ülke tarihimizde ilk defa erkekler kadınların burun ve kulaklarını kesmeye başladılar. Mesela Ayşe örneği bütün dünya basınına yansıdı, onu tedavi için ABD’ye götürdüler. Son iki ayda toplu tecavüzler artmaya başladı. İki hafta önce 10 kadın bir minibüs ile düğünden dönerken – artık Taliban mı değil mi bilmiyorum – bir grup erkek tarafından durdurulup tecavüz edildi.

– Afganistan’daki kadınların şu an yaşadığı sorunlar sizce nasıl çözülebilir?

Ülkemizde son 35 yıldır savaş yaşanıyor. Ahlaki çöküş yaşandı bu savaşlardan dolayı. Birçok insan afyon kullanıyor. Kadınların yaşamı güvenli değil, hiçbir güvenceye sahip değiller. Mesela son günlerde basına yansıyan bir durum babaların kendi kızlarına tecavüz etmesidir. Bir tanesi 13 yıldan beri kendi kızına tecavüz ediyormuş. Düşünün ki kadının kendi babasından 4 yaşında kızı var. Adı Zeynep. Gazeteciler kendisi ile görüştüğünde “Şimdi Zeynep’e kızım mı kız kardeşim mi diyeceğim, bilmiyorum” diye konuştu.  Kendi babasından 9 kez hamile kalmış. Şu an 3 aylık hamile imiş. 7 kez çocuğunu aldırmış. Düşünün ki kendi babasıyla hastaneye gidip çocuk aldırmış.

– Eğer Afgan kadınlarının yaşadığı temel sorunlar savaş ile bağlantılıysa, o zaman öncelikle Afganistan’daki savaş ve çatışmaları sona erdirmek için mi çalışmalı sizce? Ya da sizce kadın özgürlüğü ile toplumsal barışın birbirine bağlı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu durumlar savaşla, yoksullukla, baskı ve işgal ile bağlantılı. Afganistan’da çok sayıda kadın derneği var. Bir sürü STÖ kuruldu. Ama yurtdışından dünyanın parasını alan bu STÖ’ler kadının durumunu değiştiremiyor.

On Ekim 14th, 2014, posted in: KJKONLINE, Kadın Haberleri by