AV SÜRÜYOR

kadin_0.previewYakın bir süreçte okuduğum bir kitabı kısa bölümlerle sizlerle de paylaşma gereği duydum. Kitabın içeriği Avrupa’da kadınların tarih boyunca içerisinde yer aldıkları yaşam boyutlarına ilişkin. Avrupa’da ki egemen sistemin politikalarına karşı, sınıf savaşı verilmesinin yetersizliğine değinen kitap, kadın olgusunu oldukça net bir şekilde ifadeye kavuşturmuş. Özel günlerde giyilen cadı kostümlerinin neden kadın bedeni ile temsil edildiğine de net bir şekilde açıklamış. Geçmiş zamanın Avrupa’nın tahlilleri ve insanlığın yaşamlarının evrelerinin özeti niteliğini taşıyan bir kitapta diyebiliriz.

Avrupa’da baskının son sürat hız ile gittiği bir süreçte oluşan Heretik hareketi kitabın başlangıcını oluşturuyor. Tahmini zor olmayan şey Heretik hareketin çoğunluğunu kadınların yer oluşturuyor olmasıdır. Heretik hareketi kadınlara büyük misyonlar biçerek, onlara geniş alanlar yaratmış. Heretik hareketin oluşturulduğu ortaçağ döneminde kadınlar hiçbir hakka sahip değilken Heretik hareketinde kadınlar sahip olmadıkları birçok hakka kavuşuyor. Bu hareket içerisinde kadınlar erkekler ile aynı haklar altında bu örgütlenme içerisinde yer alıyorlarmış. Heretik mezheplerde bulunan kadınlar toplumsal yaşamda da kendilerini var etme güçlerini ellerine almış oluyorlar. “Heretik mezheplerde ve hepsinden önemlisi Katharlar ve Waldocularda kadınların kutsal işlemleri yerine getirme, vaaz verme, vaftiz verme ve hatta papazlık rütbelerine sahip olma hakkı vardı.”  Heretikler, kiliselerin ilk süreçlerde var olan agapic topluluklar gibi, kadınların ve erkeklerin ortak yaşamalarından yana tavır sergilemişler. Kitap tüm bunlara örnek olarak Orta sınıftan oluşan kadınların oluşturduğu Beguinler’i örneklendiriyor. Bu kadınlar erkek kontrolünün dışında ve manastır otoritesine boyun eğmeden kendi geçimlerini sağlamakta özgürlermiş.

“Gottfried koch’ a göre daha 10. Yüzyılda Bogomillerin büyük bir kısmı kadınlardan oluşmaktaydı. 11. Yüzyılda Fransa’daki ve İtalya’daki Heretik harekete hayat veren yine kadınlardı. Bu dönemde kadın Heretikler serflerin en aşağı tabakasını oluşturmaktaydı, bu serfler farklı Heretik grupların çatısı altında gerçek bir kadın hareketi oluşturmuşlardı. Engizisyonun kayıtlarında da kimi yakılmış, kimi hayatları boyunca duvarlar arasına kapatılmış Heretik kadınlara rastlanmaktadır.” Etkileyici birçok nokta barındıran bu kitapta kadınların direniş boyutlarında ve özgürlük alanlarında yarattıkları güzelliklere şahit olacaksınız. Kadınların dokundukları her alanın birleşici gücünden korkan egemen olma hevesini taşıyan grupların tüm bunların önüne geçmek adına uyguladıkları politikalar ise sizleri çok fazla şaşırtmayacak. Heretikleri kendisine karşı oluşturulmuş bir güç gören egemen zihniyet, o hareket içerisinde yer alan kadının gücünü keşfediyor. Heretiklere karşı uyguladıkları politikaları bu yüzden direkt olarak kadınlara yöneltiyor. Kitabın ilerleyen sayfalarında cadı avı ile katledilen kadınların kapsamlı mücadelesinden etkilenmemek mümkün değil. Heretiklik ile cadı arasındaki en büyük farkın cadılığın kadın suçu olarak görülmesi olarak değerlendiren yazar, ayrıca cadılığın kadın bedeninin, emeğinin, cinsel güçlerinin ve yeniden üretim yetilerinin devlet kontrolü altına aldırıldığı ve ekonomik kaynaklara dönüştürüldüğü yeni bir patriyarkal düzenin kuruluşunun bir aracı olduğunun da altını çizmiştir.

Kentsel mücadelelerin yayıldığı bu süreçlerde kadınların yine yer aldığı direnişlerin önünü kesebilmek adına kullanılan kadın bedeni bu yaftalar karşısında birçok bedel ödemek zorunda kalmıştır. Heretik hareket salt olarak kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir mücadelenin ötesine geçerek, köylüler ile kentli işçilere de alan yaratıyor. Ortaçağ döneminde şehir ve köylerin arasındaki sıkı ilişkinin birleştirici gücüde Heretik hareket altında oluşturulan birlikteliği doğurmuş etkenlerden sayılıyor. Zaten şehir nüfusunun çoğunluğunu yaşam mücadelesi için göç eden eski serfler oluşturuyor. Zanaat ile uğraşıp, aynı zamanda da hasat zamanında toprakta çalışan serfler geçimlerini bu şekilde sağlıyorlar. Ek olarak aynı siyasi liderlere tabi olmalarının da köylüleri ve kent işçilerini bir araya getirmeye sebep olarak gösteriliyor. Gerçekleştirilen ayaklanmalarda sayılarının gün be gün artma sebebi olarak da bu etken gösteriliyor. Toplumsal protestoların yayılma sürecinde işçilerin ve köylülerin benimsedikleri alan ise Heretik fikirler çerçevesi oluyor. Kitapta bulunan bir bölümde yer aldığı gibi bu süreç 14. Yüzyıl boyunca devam ediyor. Flamanya’da kumaş işçileri rahiplere, soylulara, tüccarlara ve loncalara karşı bu süreçte sürekli bir isyanın sahipleri oluyor. Yine Almanya ve İtalya’da zanaatkârlar ve işçiler sürekli bir şekilde ayaklanarak yerel burjuvaziye karşı tehdit teşkil ediyorlar. Bu durum Ciompi önderliğinde Floransa’da iktidarın ele geçirilmesine kadar varıyor. Kitap ek olarak işçi zafer elde eden Liege’li işçileri de örnek olarak önümüze sunuyor.

İşçi ve köylü ayaklanmalarının zaferler kazandığı bir süreçte şehirlere Kara Ölüm (veba) dedikleri bir hastalık yayılıyor. Avrupa’nın toplumsal ve siyasi yaşamında olumsuz önemli değişimler meydana geliyor. Bu durum aynı zamanda yeni bir çağında başlangıcı oluyor. Hiyerarşik düzeni alt üst eden Kara Ölüm bazı anlamlarda da olumlu etkiler doğuruyor. Bu sonuçlardan biri de sınıf çatışmalarından kaynaklanan emek krizinin yoğunlaşması oluyor. Bu durumu kitap hızlı düşüş emeğinin azalırken maliyetin artışına sebep olduğunu belirtiyor. Feodal yönetime karşı geliştirilen tepkileri de ardında getiriyor. Yani salgının sebebiyet verdiği emek kıtlığı güç ilişkilerini alt sınıflar için avantaja çevirmiş oluyor. Kolektif bir olgu ile köylüler hiçbir şekilde kira, vergi ve avarız ödemelerini yapmayarak, manor mahkemelerinin kararlarını dinlememeye başlar oluyorlar. Bu bağlamda feodal düzenin dayanağı olan tüm alanlar köylülerce tasfiyeye uğratılmış olunuyor. Köylü ve zanaatkârların siyasi ufkunu ve örgütsel boyutlarını genişleten bu süreç işçilerin isyanlarına da güç kazandırmış oluyor. Kitapta yer aldığı gibi buna İtalya örneğini vermek en uygun olanı olacaktır. Yukarıda da yer alan Ciompi isyanı 1382 Temmuzunda kumaş işçilerinin burjuvaziye yönelik ayaklanmalarında bir sistem yarattılar. İşçi ayaklanmalarının ötesinde köylü ve zanaatkâr kesimde bu durumda boş durmayarak bölge meclisleri kurarak, silahlanıyorlar. Öyle ki oluşturulan silahlı köylü grupları lortların kalelerine saldırılar düzenleyerek serflik belgelerinin arşivlerini yok ediyorlar. Bu dönemi birçok yazar Köylü Savaşları olarak ele alıyor. Kitapta Engels’e ait bir demeçte buna benzer bir yorumlama yapıyor:

“Almanyada 1476 da kavalcı Hansın yürüttüğü komployla birlikte bir dizi köylü savaşı baş gösterdi. Bu savaşlar bundschuch ( köylü birliği) önderliğinde 1493 ve 1517 yılları arasında dört kanlı ayaklanma halini alırken, 1522-1525 tarihleri arasında dört ülkeye yayılan, gerçek anlamda bir savaşla doruk noktasına ulaştı. ( Engels 1977, Blickle 1977)”

Ancak 15 yüzyılın sonlarına gelindiğinde toplumsal ve siyasi alanlarda egemen güçler karşıdevrim geliştiriyor. Bunu yapabilmek adına da kadın bedeni hedef gösteriliyor. Siyasi otoriterlerin yine hedefi gençler ve kadın bedeni oluyor. Bu kesiti direkt olarak kitaptan örneklendirmek istiyorum.

“ İlkin, siyasi otoriterler en genç ve isyankâr işçilerin cinselliğe özgürce ulaşmalarını sağlayan, hain bir cinsellik politikası izleyerek bu işçileri kendi saflarına katmaya çalıştı ve sınıf antagonizmasını proleter kadınlara karşı bir antagonizma galine getirdi. Fransa’da belediye yetkilileri, kurbanların alt sınıf kadınlar olması koşuluyla, pratikte tecavüzü suç olmaktan çıkardı. 14 yüzyılda Venedik’te, bekâr bir proleter kadına tecavüz etmenin cezası, bu çoğu kez toplu tecavüz biçiminde gerçekleşse de, bileklere vurmanın ötesine nadiren geçiyordu bu durum Fransa’nın birçok kentinde geçerliydi. Burada toplu tecavüz yaygın bir eylem halini almıştı.”

Hedef haline gelen kadınlar ise genellikle proleter kadınlar oluyor. Yine o süreçte tecavüze uğrayan kadınlar eski toplumda ki statülerini elde edemeyerek ya şehri terk ediyor ya da fahişelik yapmak zorunda kalıyorlar. Tecavüzün yasallaştırılması, sınıf farkı olmadan bütün kadınları değersiz bir meta haline getirmeye yetiyor. Aynı dönemlerde kadının düşürülmesi ve güçsüz kılınması söz konusu iken cadı avlarının ortamlarının hazırlanması da kaçınılmaz bir son haline geliyor. İlk cadı davalarının başlangıcı ve engizisyonun ilk kez sadece kadınlardan oluşan heretiklik ve şeytana tapma 14. Yüzyıl sonlarına tekabül ediyor. Prenslerin ve diğer yetkililerin işçi isyanlarını dağıtmak için kullandığı yöntem ayrımcı cinsel politikaların diğeri ise genelevlerinin kurumsallaşması ile gerçekleştiriliyor. Bu da proleter gençliğin içinde bulunduğu duruma karşı geliştirilmiş bir çare olarak yaygın kılınıyor. 1350 ve 1450 yıllları arasında özellikle işçi ayaklanmalarının ve heretikliğin yaygın olduğu alanlarda kamu eliyle işletilen ve de vergiler ile finanse edilen genelevlerin sayısı arttırılıyor. Din de bu durumun altını çizmekten geride durmayarak fahişeliği meşrulaştırıyor. Bu durum kadınların toplumdaki yerini ve erkeklerle olan ilişkilerini yeniden yazdırmış oldu. Erkeklere bağımlılığın bu denli artmasının en büyük sebeplerinden biri karşıdevrim adına oluşturulmuş bu sistemin kendisidir. Ekonomik gücün erkeğin elinde yasalaştırılması da bu bağlılığı iyice arttıran etken oldu. “Meta üretiminin emek gücünün yeniden üretiminden koparılması, karşılığı ödenmemiş emek birikiminin bir aracı olarak, ücretin ve piyasaların özgün emek birikiminin bir aracı olarak, ücretin ve piyasaların özgün olarak kapitalist kullanımının gelişimini de mümkün kıldı.”

Tabi ki tüm bunların geliştiği bir sürecin kazananları kadın ve erkek işçileri olmuyor. Özgürleşen sermayenin kendisi oluyor. Toprak geçim aracı yerine birikim ve sömürü aracı olarak kullanılıyor. Toprak özelleştirmeleriyle özgürleşenler kadın ya da erkek işçiler değildi. Özgürleşen şey sermayeydi. “Çünkü toprak artık bir geçim aracı yerine bir birikim ve sömürü aracı olarak kullanılmak üzere serbestti. Ticari ya da tarımsal kriz zamanlarında olduğu gibi, iş olmadığında ya da yeterince kar getirmediğinde işçiler işten çıkarılıp açlığa terk edilebilirdi.”

Gıda fiyatlarının artması böyle gerçekleştiriliyor. İşçilerin tüm bunların beraberinde yoksullaştırılıp aç bırakılması sisteme iyice bağlılığı yaratıyor. Tüm bu temelde yiyecek isyanlarının başlangıcı da doğmuş oluyor. Yine bu isyanların asıl yürütücüleri kadınlar oluyor.

“Yoksullaştırma, isyan ve suç oranındaki artış, kapitalist birikimin yapısal unsurlarıdır, çünkü kapitalizm kendi egemenliğini dayatabilmek için işgücünü yeniden üretim araçlarından koparmak zorundadır. 19. Yüzyıla gelindiğinde Avrupa’nın sanayileşmiş bölgelerinde proleterlerin içine düştükleri sefaletin ve isyanların en aşırı biçimlerinin kaybolmuş olması, bu iddiayı yanlışlayan bir kanıt oluşturmaz. Proleterlerin sefaleti ve isyanları son bulmamış, sadece önce köleliğin kurumsallaştırılmasıyla, sonra da kolonyal hâkimiyetin genişlemesiyle işçilerin aşırı sömürüsü ithal edilebildiği oranda azalmıştır. Bu geçiş süreci Avrupa’da çok yoğum toplumsal çatışmalara sahne olmuş, etkilerine bakılırsa şu üç amaca göre şekillenen bir dizi devlet girişimini gerekli kılmıştır. A) daha disiplinli işgücü oluşturmak B) toplumsal direnişi dağıtmak C) işçileri kendilerine dayatılan işlerde sabitlemek.

Demografik ve ekonomik kriz 1620’lerde ve 1630 yıllarında doruk noktasına ulaştı. Avrupa’da ve kolonilerde pazarlar küçüldü, ticaret durdu, işsizlik yaygınlaştı ve gelişmekte olan kapitalist sistem ekonomi çökme noktasına geldi. Kolonyal ve Avrupalı ekonomilerin entegrasyonu öyle bir noktaya ulaştı ki krizin çift taraflı etkileri günden güne arttı. Bu ilk uluslararası krizdi.”

Heretik düşüncede kadınların yoğun katılımı, işçi ayaklanmalarında yine kadınların aktif rolleri, yiyecek isyanlarında (fiyat devrimiyle beraber) kadınların cesaretlilikleri ve en önde yer alışları egemen güçleri artık iyice rahatsız koltuklarından kaldırmaya sebep oluyor. Koltuklarında oturmalarına en büyük etken olarak görülen kadın bedenine karşı yepyeni bir politika planlanıyor. Yasallaştırılan fahişelik ve düşürülmüş kadından sonra yeni bir beden tasviri: Cadılık! Çok kurcalanmayan ve katledilen binlerce kadın bedeni! Peki, bu duruma neden ses olunamadı? Yine planlarında dahil bulunan etken sebeplerden kaynaklı. Tarihçilerin sessiz kalma sebebi ise çok korktuklarından değil cadı yaftasıyla katledilen kadın kurbanların genellikle köylü kadınlar olmasıdır. Tarihçilerin bu soykırıma bu derece ilgisiz kalmalarının nedeni Avrupa’da kurbanların çoğunun köylü kadınlar olmasıdır. Kapitalizmin doğmasıyla birlikte kadınların maruz kaldığı toplumsal itibarsızlaşma sürecine damgasını vuran cadılık birçok sebepler ile sessizliğe terk edildi. Asıl olarak terk edilen bu durumda cadılık değil kadın bedenleri oluyor. Bu sebeple salt olarak Avrupa’da geliştirilmiş egemen zihniyetin politikalarını yalnız sınıf mücadelesi olarak sınırlamak doğru olmuyor. Geliştirilen cadı avı politikaları kapitalist toplumun gelişiminde ve modern proletaryanın doğuşundaki en büyük olaylardan biri olduğu halde görünmezliğe büründürüldü. Toplumun susma sebebi ise aynı süreçte aynı yargılardan geçme korkusudur. Kapitalist sistemin güçlenmesi ile birlikte kadın bedeni aynı zamanda tamamen yeni patriyarkal düzenin kuruluşun temelini de sağlamlaştıran etkenlerden olmuştur.

“Böylesine ittifaklı bir soykırım politikası hangi korkulardan beslendi? Neden böylesine yoğun bir şiddet uygulanmıştır? Ve neden bu şiddetin esas hedefi kadınlar olmuştur?”

Özellikle cadıların çoğunluğunun yaşlı kadınlar olması da dikkat çekici bir unsur değil mi? yaşlı kadınlar topluma dayalı en eski bilgilere ait kişilerdir. Ve yine toplumun oluşma sürecinde en yetkin kararların sahipleridirler. Cadıların taptığı şeytanın da siyah bir erkeğe benzetilmesi ırkçı zihniyetin temelini kurmaya etkenlerden oluyor. “Cadı davaları üretken olmayan cinsellik biçimlerinin oldukça yol gösterici bir listesini sunmuştur: eşcinsellik, genç ve yaşlı arasında cinsel ilişki, farklı sınıflara mensup insanlar arasında cinsel ilişki, anal birleşme, sözde kısır ilişkilere yol açan arkadan birleşme, çıplaklık ve dans. Eşcinseller cadı avı sürecinde vahşice katledilmişlerdir. Halk şifacısına yapılan zulümle beraber, kadınlar biriktirip nesilden nesle aktardıkları, şifalı otlar ve tedavilerle ilgili deneysel bilgiden mülksüzleştirildi. Bu bilginin kaybedilmesi yeni bir çitleme biçiminin önünü açtı: iyi edeceği iddiasına rağmen, alt sınıfların önüne ulaşılmaz, bir o kadar da yabancı ve itiraz edilemez bir bilimsel bilgi duvarı ören profesyonel bir tıbbın doğuşu.” Birçok şeyi hedef tahtası haline getiren egemen zihniyet, her alana elini atmış oluyor. Onu rahatsız ne varsa anında bir plan tasarlayıp yaşamda yaygınlaştırıyor.

Kısaca yazıya baktığımızda ‘Mülksüzler’ kimler? Köylüler –topraklarından, işçiler- haklarından, kadınlar-bedenlerinden, emeklerinden, düşünce haklarından, toplumsal statülerinden. Geliştirilen cadı avının politik boyunu görmemek kaçınılmaz! Cadı avı kadın bedenine karşı açılan bir savaş niteliğindedir. Kadını alçaltmak, toplumsal güçlerini ellerinden söküp almayı amaçlayan bir plandı. Mülkleşen ise, meşrulaşan patriyarkal düzen ile egemen zihniyetin kendisi oluyor.

Kitabın sonunda tüm bunlara ilişkin sonuç olarak yazar cadı avlarının artık son bulduğunu dile getiriyor: “17 yüzyılda cadı avının sona ermesinin nedeni, daha aydınlanmış bir dünyanın ortaya çıkışı değil, dönemin hakim sınıflarının iktidarlarından duydukları güvenin artmış olmasıdır. Avrupalı elitlerin ortaçağın ortalarına doğru politik ve ekonomik iktidarlarını tehdit eden bir varoluş biçimini bütün olarak yok etme ihtiyacını hissetmesidir. ( cadı avını başlatan şey) toplumsal disiplin yeniden sağlanıp hakim sınıfın hegemonyası pekiştirildiğinde cadı avları da son bulur.” Katılmadığım tek nokta işte burasıydı. Hakim sınıf aslında hegemonyasını her gün yeniden pekiştirme çabasındadır. Her gün yeni bir plan, her gün yeni bir katliam, her gün yeni bir cinayet, her gün yeni bir tutuklama terörü, her gün yeni bir baskı, her gün yeni bir zulüm. Kitabın içeriği gerçekten ayrı ayrı incelemeler gerektiriyor. Fakat sonuç kısmı ne yazık ki bağlanmaması gereken bir noktada bağlanıyor. Cadı avı sürüyor, sürdürülüyor.

Binin süpürgelerinize gökyüzü bizleri bekliyor! Tüm cadılar, bu zehre karşın panzehrini kaynatsın kazanlarında!

    Yasemin Mavi 

On Şubat 3rd, 2015, posted in: Jineoloji, KJKONLINE by