Başkaldıran bir Kürt kızı: Leyla

leyla şaylemez (1)Leyla Şaylemez, 9 Ocak Paris’te iki arkadaşıyla  birlikte katledildi. Katledildiğinde daha 24 yaşındaydı. O, binlerce yıllık  köle gibi yaşayan Kürt halkının özgürlük davasına atılmış genç, bir devrimciydi.

Leyla Şaylemez diğer ismiyle Ronahî aslen Amed’in Lice ilçesindendir. Ailesi, 1978 yılında Mersin’e göç etmiş. Leyla, 1988 yılında ailenin 3 çocuğu olarak, burada dünyaya geliyor. O yıllar, Kürdistan’da serhildanların yavaş yavaş  kıvılcım verdiği dönemlerdir. Leyla Şaylemez’in babası Cumali Şaylemez de o dönemde Mersin’de Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışır. Kürt özgürlük hareketindeki bu hamlesel dönem aynı zamanda baskıların da doruğa çıktığı yıllardır. Cuma Şaylemez de bu baskılar sonucu 1994 yılında Avrupa’ya göç etmek zorunda kalır. Almanya’nın Halle kentine yerleşen Şaylemez, ülkesinden uzak olsalar da mücadeleden kopmaz. Kürt dernekleriyle tanışır ve siyasi çalışmalara başlar. 3 yıl sonra eşini ve çocuklarını da getirir. Aralarında Leyla’nın bulunduğu bütün çocuklar, okula gitmeye başlar. 9 yaşındaki Leyla, kısa zamanda Almanca öğrenir, okulda öğretmenlerin gözdesi olur.

O küçük yaşlardan itibaren dernekten ayağını kesmez, folklor kursuna gider, ardından gençlik komisyonunda görev almaya başlar. Aile artık bütün fertleriyle Kürt mücadelesinin içerisinde bulur kendini. Öyle ki çevredeki Kürtler, Şaylemez ailesi derneği işgal etmiş diyerek ifade ederler bu durumu.

Bu şekliyle bir süre faaliyet yürüten Leyla Şaylemez eğitimini bırakarak, Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılmaya karar verir. Avrupa’nın çeşitli kentlerinde gençlik faaliyetlerinde bulunur. 2 yıl gibi bir süre de Kürdistan dağlarında kalır. Kısa süreli hayatına birçok şeyi sığdırdı Leyla (annesinin deyimiyle Leylê) ve sürekli dinlediği Ahmet Kaya’nın “Başkaldırıyorum” şarkısının sözlerinde olduğu gibi yaşadı…

Ta ki 9 Ocak 2013 tarihine kadar.

Şaylemez ailesi üzerinden bir yıl geçen katliama halen inanamıyor. Kardeşler üzgün, baba her ne kadar göstermese de yüzünde derin acılar taşıyor. En acılısı da kuşkusuz anne Şifa Şaylemez. Hala karalar içerisinde yaşıyor. Yüzü acılarla dolu, yorgun ve bitkin. Kızından bahsedince gözleri doluyor.

Kızı Leyla Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne katılınca doğan torununa Leyla ismini vermiş. 5 yaşındaki torun Leyla, anne Şifa  Şaylemez’in tek tesellisi, “kızımın kokusu Leyla’dan geliyor“ diyerek, torununa sarılıyor, içine çekercesine…

MÜZEYE DÖNÜŞEN BİR  EV

Şaylemez ailesini Halle’de bulunan evlerinde ziyaret ediyoruz. Ev, normal bir aile evinden ziyade bir müzeyi andırıyor. Oturma odası, çocukların odaları olmak üzere bütün duvarlarda Leyla, arkadaşları ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları var. Leyla Şaylemez, Sakine Cansız ve Fidan Doğan’ın fotoğraflarından oluşan bir de köşe yapılmış evin içerisinde. Kızlarının yatağı, eşyaları olduğu gibi korunuyor.

Paris katliamının birinci yılında Leyla Şaylemez’in çocukluğu, gençlik yılları ve cinayete dair anne Şifa ve baba Cumali Şaylemez ile konuştuk.

İLK EYLEM: ALMAN POLİSİNE KARŞI

Leyla nasıl bir çocuktu. Biraz anlatır mısınız?

Cumali Şaylemez: Ben önce geldim Almanya’ya,  daha sonra eşimi ve çocuklarımı getirdim. Yaşadığımız şehirde hiç Kürt aile yoktu. Epey zorluk çektiler. Çocuklar yalnızdı. Dil bilmiyorlardı. Okulda da yabancıydılar. Ama kısa sürede Almanca öğrendiler. Leyla da okula, arkadaşlarına çabuk ısındı. Sonradan gelmesine rağmen çocuklar arasında büyük başarılar elde etti. Çalışkan ve zeki bir çocuktu.
leyla şaylemez (4)
1999 yılında, polisler evimize baskın yaptı. Çocuklar okula gitmek için hazırlanıyorlardı. Evimizde para vardı. Polisler, daha kapıdayken ben parayı Leyla’nın okul çantasına koydum. Ve ona “bu parayı yan binada oturan komşumuzun evine bırak” dedim. Leyla, sakin ve büyük bir soğukkanlılıkla bunu yaptı. Leyla, ilk olarak çıktı. Leyla gittikten  sonra ardından ise diğer bütün çocukların çantasına baktılar. Daha sonra polisler, okula gidip Leyla’nın çantasına da baktılar. Ama bir şey bulamadılar. Leyla dediğimizi yapmıştı. Böylece Leyla daha çocukken ilk eylemini yaptı.

Leyla o zaman kaç yaşındaydı?

Cumali Şaylemez: O zaman 11 yaşındaydı.

Neden torununuzun ismini Leyla koydunuz?

Şifa Şaylemez: Leyla gidince gelinim hamileydi. Doğunca ismini Leyla koyduk. Kızımı çok seviyordum. Bir gün eve geldi; “ben daha ölmedim niye benim ismimi torununa verdin“ diyerek, biraz tepki gösterdi. Bilmiyorum nasıl bir psikolojidir ama ben sanki  önceden biliyordum. O’na dedim ki, “öyle düşünme böylece seni her zaman yanımda görüyorum. Onun için ismini Leyla koydum. Yeğenini çok seviyordu ama hiçbir zaman ona Leyla demiyordu, hep küçük Yasemin diye çağırırdı. Çocukları çok seviyordu. Çok neşeli ve heyecanlıydı. Küçükken de öyleydi evin neşesiydi. Belki  birileri bu cümleleri okuyunca diyebilir, “şehit düşmüş ondan böyle diyorlar“ diye. Öyle değil. Gerçekten Leyla, bu evin gülüydü.

Peki sizinle, kardeşleriyle arası nasıldı?

Genç olmasına rağmen benim kızımdan öte arkadaşımdı. Çok neşeli olmanın yanında duygusal ve hassastı da. Sadece benimle ya da ev halkıyla değil, dışardaki arkadaşlarla da öyleydi. Dost, cana yakın ve ilişkileri çok iyiydi. Bütün arkadaşları memnundu. Haksızlığı kabul etmezdi, ama yapıcı ve olgundu. Hep çözüm gücü olurdu. Masrafsız biriydi. Bu parti içerisindeyken de böyleydi. Parti parasını asla harcamazdı. Eve bile gelince trenler pahalıdır diye sürekli otobüslerle gidip gelirdi. Hele dağa gidip, geldikten sonra daha çok hassas davranıyordu.

AHMET KAYA’YI DİNLERDİ

Zamanını nasıl geçirirdi. Okul dışında ne yapardı?

Şifa Şaylemez: Zamanını boşa harcayan bir kız değildi. Okul ile ev arasında gidip gelirdi. Zaman zaman dışarı çıkar arkadaşlarıyla geçirirdi. Evde bizimle ve kardeşleriyle idi. Hafta sonlarını da dernekte folklor çalışmalarında geçirirdi. Hafta sonlarını iple çekerdi. Derneğe gitmeyi çok seviyordu. Bütün çocuklarım hepsi öyleydi.

Ne tür müzik dinliyor ve filmler izliyordu?

Sürekli Ahmet Kaya’yı dinliyordu. O sürekli  başucundaki sanatçıydı. “Baş Kaldırıyorum“ parçasını söylerdi. Filmlerden ise sürekli komedi filmleri izlerdi. Kemal Sunal filmlerini severdi. Son dönemlerde ise çok kitap okuyordu. Abdullah Öcalan’ın kitapları ve özellikle Kürtçe öğrenmek için bazı kitaplar okuyordu.

Leyla ilk olarak siyasi faaliyetlere ne zaman başladı?

Cumali Şaylemez: 2005 yılıydı dernekte folklor ekibi kuruldu. Leyla ve Mikail de gitti. 3 yıl boyunca folklora gitti. Daha sonra gençlik ve kadın komisyonlarında faaliyetler yürüttü.

Evden ne zaman ayrıldı?

Bize söylemeden gitti. Ben biraz da kızdım, alındım. Bizim ilişkilerimiz oldukça iyiydi. O yaşta bir genç tabii farklı bir psikolojiyle acaba söylersem acaba ne der diye düşünmüştür. Kararına saygılıydık. Daha sonra kendisini gördüğümde bunu söyledim ona. Sen böyle bir karar verdin gittin, bizim yüzümüzü kara çıkarma sakın, bir gün geleyim deme…

’KENDİ ELİMLE GÖTÜRECEĞİMİ HİÇ TAHMİN ETMEZDİM’

Giderken ne hissettiniz?

Şifa Şaylemez: Gittiği gün bana bir soru sordu; “bu mücadeleye gidenler, amacına ulaşıyor mu? Sen ne düşünüyorsun?“ Ben de “bu dava namus ve onur davasıdır” dedim. Sanırsam benim ağzımı yokladı. Çıkarken bana sarılmadı, anlamayayım diye herhalde. Okula gitti, bir daha dönmedi. Akşam olup da gelmeyince gittiğini anladık. Araştırdık öğrendik mücadeleye katıldığını. 6 ay boyunca hiç görmedim. Bir gün internet üzerinden görüştük sonra eve geldi. Gidişini kabul edemiyordum. Ağlıyordum, onsuzluğa dayanamıyordum. Bir kaç ayda bir geliyordu. Ama benden uzaktı sonuçta. En son babasıyla birlikte götürdük. Arkadaşlarına şunu söyledim: “Kim derdi ki, ben bir gün Leyla’mı kendi elimle getirip size teslim ederim. Buna asla inanmazdım.“ Arkadaşları bana sarıldı ve gülüştük. Bana şunu söyledi: “Anne sen demiyor muydun bu yol  namus ve şeref yoludur. Ben de bunu yaptım.“ Sustum, çünkü haklıydı. Daha sonra dağa gitti. İki yıl boyunca hiç haber alamadık. Bir gün evden içeriye girdi. Ben hem sevinç hem de endişeli bir şekilde baktım ona. Herhalde anladı. Bana sarıldı, “öyle bana bakma. Ben kaçmadım arkadaşlar gönderdi“ deyince biraz rahatladım. Çünkü ya yapamasa ya gelirse onun için de bizim içinde kötü olur diye korktum.

En son ne zaman gördünüz?

Almanya’da bazı sorunlar yaşanmıştı. Onun için eve geldiğinde acilen gitmesi gerekiyordu. Paris’e gitti. Bir ay önceydi. Ama en son yılbaşında herkes ile telefonla konuştu. Son konuşmamız buydu. Hiç bir şey eskisi gibi değil bu evde. Bu ev ve aile 9 Ocak’tan sonra farklı yaşıyor.

EN BÜYÜK HAYALİ AMED NEWROZU’NA GİTMEKTİ

Leyla’nın hayali neydi. Ne yapmak istiyordu?

En büyük hayali Newroz’a gitmekti. “Eğer arkadaşlar izin verirlerse Amed Newroz’una gideceğim“ diyordu. Herkese bunu anlatıyordu. Amedliyiz. Ama Leyla hiç Amed’i görmedi. Çok merak ediyordu. Hep hayalinin peşinde giden biriydi.  Çok hırslıydı. Aklına ne koyuyorsa  yapardı. Bir ara baya kilo almıştı. Bir kaç ayda 20 kilo verdi. O kadar hırslıydı. Bir gün gençlik festivalindeydik arkadaşlarına “ben de koşuya katılacağım“ dedi. Arkadaşları yapamayacağını söylediler. O dinlemedi, ısrar etti ve katıldı. O koşuda birinci de oldu. Ve orada ödülünü de Sakine arkadaş verdi. İstediğini mutlaka yapardı.

Olayı nasıl duydunuz?

Cumali Şaylemez: Ben iki aydır Mersin’deydim. Annem hastaydı. Bazı işlerim var diye Almanya’ya geldim. Büyük oğlum havaalanına gelip beni aldı. Eve geldim  baktım içerisi dolu. Ben annemin vefat ettiğini düşündüm. Onun için bu insanlar gelmiş.  Bir baktım televizyon açık ama sesi yok. Leyla’nın fotoğrafını gördüm. Şok oldum. Ardından arkadaşlar olayı anlattılar. Ne diyeceğimi bilemedim. Şoktaydık.

Şifa Şaylemez: Sabah Yasemin bana dedi ki “anne Leyla aramıştı doktorda randevu almamızı istedi. Ben okula gidiyorum. Sen doktora git  randevu al onun için gelecek.“ Sonra haberi duydum. Adeta dünya başıma yıkıldı.

’KÜRTLERİN MÜCADELESİYLE AÇIĞA ÇIKAR’

Aradan bir yıl geçti ancak soruşturmayla ilgili yansıyan bir şey yok. Fransız yetkililer bu konuda ne diyor?

Cumali Şaylemez: Ben şu ana kadar birçok mektup yazdım. Ancak bundan 5 ay gibi bir süre önce Fransa’dan bizi çağırdılar. Bütün aileler gittik. Toplantı yaptık. Çok tatmin edici bir şey söylemediler. Bize söyledikleri tek şey; “Biz cinayetten sonra PKK içerisinde bir bir soruşturma başlattık. Vardığımız sonuç bu cinayetin PKK tarafından işlenmediğidir.” Tabii biz bunu biliyorduk. Ancak sonuçta bazı basın organları karalamak için bunu yazıyordu. Onun için bu söylemleri bizce önemliydi.

Ben orada da söyledim, şimdi de söylüyorum: Eğer kriminal bir dava olarak buna bakılacaksa hiç bir çözüm olmaz. Yok, eğer gerçekten siyasi bir cinayet olarak ele alınırsa bunun çözümü olur.

Bence bu cinayetin altında Avrupa Gladiosu var. Türkiye de burada piyon olarak kullanılmış. Fransız hükümetinin de parmağı  var. Benim görüşlerime göre Fransa hükümeti yaşanan bu katliamın arkasında kimler var, nasıl ve niçin işlendi çok iyi biliyor. Ama bunu açıklamak istemiyorlar.

Biz Kürtler eğer bu katliamın aydınlatılmasını istiyorsak kesinlikle ciddi tepki göstermemiz gerekiyor. Protesto, eylem ve diplomasiyle Fransız hükümetinin sıkıştırılması gerekiyor. Böyle mecbur kalırlar ve açıklamak zorunda kalırlar. Ancak diplomasi biraz yetersiz kalıyor.

Geçen bir yılda Kürdistan dağlarına giderek Ronahi’nin yoldaşlarıyla da görüştük. Bizden daha üzgün ve derin acısını yaşıyorlar. Görüştüğüm herkesin gözlerinde bunu gördüm.

Peki bu cinayetin ardından ailede ne gibi değişimler oldu. Bunun sizin üzerindeki etkisi nasıl oldu?

Cumali Şaylemez: Kuşkusuz bu cinayetin birçok yönüyle bizim ailenin üzerinde etkisi oldu. Derin bir acı yarattı. Bir sarsılmayı yaşadık. Gündüz ortası Paris’in merkezinde kızımın iki arkadaşıyla birlikte böylesi vahşi bir cinayetle katledilmesi bizi  şok etti. Yurtsever ve değerlere bağlı bir aileyiz. Bu yıllardır böyledir. Yaşamımız da böyle şekillendi. Çocuklarımız bu düşünce ile büyüdü. Tabi Leyla örgüte katılınca bu belirgin olarak öne çıktı. Yaşantımız biraz daha değişti. Omzumuza bir yük yüklendi. 9 Ocak’tan sonra ise bu yük daha da ağır oldu. Ben daha Paris’teyken bütün aileyi topladım ve şunu söyledim: “Leyla giderken bir yük bıraktı. Bu gün ise bu yük kat be kat fazla olmuştur. Biz bunu taşımak zorundayız. Çünkü katliamdan sonra gittiğimiz her yerde Kürtlerin büyük bir saygısı var bize. Biz buna layık olmak zorundayız. Bu halka şehitlere ve Leyla’ya layık olarak, yaşamalıyız. Yükümüz ağır.

ALİ GÜLER – HALLE

On Ocak 8th, 2014, posted in: Adanmış Hayatlar, KJKONLINE by