BİYOLOJİ YA DA DOĞA HİÇBİR ERKEĞİ TECAVÜZE ZORLAMAZ

1417Tecavüz kelime anlamı  ‘zorla ele geçirme’ olarak tanımlanır. Ne tesadüftür ki Arapça da devlet te ‘zorla ele geçirme’, yani tecavüz anlamına gelmektedir. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi devlet ve tecavüz bir gasp ve baskı aracı olarak ortaklaşırlar. Daha açık söylersek devlet en kurumsallaşmış egemen erkeği ifade eder. Bu egemen erkek, en fazla da cinsellik alanında geliştirdiği iktidar ilişkisi ile kadın üzerinde her türlü hakka sahip olmaktadır. Öldürme hakkı da dâhil kadına dair elde edilen tüm bu haklarla kadınlar her gün ölümden beter bir yaşam ve ilişkiye mahkûm bırakılmaktadır. Peki ama tüm dünyada salgın gibi her geçen gün daha da fazlalaşan kadın katliamlarını, tecavüzü(Tecavüz derken sadece cinsellik anlamıyla bir tecavüzden değil,  kültürel, ekonomik hem de sosyal yani hayatın her alanındaki tecavüzden bahsediyorum) yapan erkekler, bunu niye ve kimin adına yaptıklarının farkında mıdırlar?

Yaptıklarının erkeğin doğası gereği olduğuna inananların büyük bir oranda olduğunu, bu katliamlara seyirci kalan toplumun özellikle de erkeklerin gerçeğinde görebiliriz. Her türlü mit, din, felsefe ve bilim teorileri ile kapsamlı bir şekilde güçlü kanıtlarla! insanlar buna inandırıldığından, yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmeleri de pek kolay olmamaktadır. Öyle mitler, teoriler üretilmiş ki değişmez kanunlar halinde sürekli uygulanarak, meşrulaştırılarak günümüze kadar devam edilmiştir. Yaratılış gereği erkeğin kadın üzerinde hakları var ve yaşam bu temelde devam eder. Bu hakları engelleyen bir durum(kadının erkeği reddetmesi, kendi adına düşünebilmeyi isteme, çocuk istememe ya da kaç çocuk yapacağına kendisi karar verirse ve buna benzer daha binlerce şey )  olduğunda erkek kendi hakları için savaşır. Erkekliğin konumu bunu gerektirir. Yani en basitinden erkeğin şiddeti uygulaması için kadın yanlış bir şeyler yapmıştır. Çünkü hiçbir kadına isteği dışında ne şiddet uygulanır, ne de tecavüz edilebilir. Ya da tecavüze uğrayan kadınlar davranışlarıyla erkeği tahrik eder. Dövülmek ve zorla tabi kılınmak isterler. Yine kadınları yani mağdurları suçlarlar. Bu mitler en fazla şeyi de iktidarın en çok üretildiği alan olan kadın-erkek ilişkilerinde kangrene dönüşen cinsellik konusunda da söyler. Bir erkeğin, tahrik edilirse karşı koyamayacağını ve bir kadına tecavüz etmek zorunda olduğunu ima ederler. Bu demektir ki seks dürtüsü, ya da birçok insanın dediği gibi cinsel iç güdü derhal tatmin edilmeyi gerektirir. Kadınlar esasen mazoşist ve sessiz, insandan aşağı olarak görülürken, erkekler doğuştan saldırgan, hatta sadist olarak görülür ve bu yaradılışın kontrol edilebilmesi ancak ağır kurallarla, kimi kadınlara(anneler, kız kardeşler)dair katı toplumsal tabularla mümkün olur.

Daha önemli olan şey, bu durumun işin doğası olduğunu, erkeğin cinsel dürtülerinin esasen saldırgan ve kontrol edilemez, kadınlarınsa kendilerine ait cinselliği olmadığını ve erkeklerin saldırgan ihtiyaçlarını karşılamanın kadınların biyolojik kaderi olduğunu kanıtlamaya çalışan yüzlerce bilim adamı olmuştur. Bu adamlar arasında en ünlü olanından bahsedersek, Darwin, evrimin erkeklerin kadınlar üzerinde cinsel kontrol sağlama rekabeti sırasında saldırgan ve kargaşa yaratan içgüdüleri üzerindeki kontrole dayandığını düşünüyordu. Öyleyse saldırganlık erkek doğasının bir parçasıdır, sosyal reformlar ve devrim yoluyla değiştirilemez. Bilimin şüphe bırakmayan kesinliğinden kaynaklı bu kavram ve teorilere katılan birçok erkek ve kadın sosyal bilimci olmuştur. Ancak bilimsel düşüncede saklı yargılara karşı daha eleştirel yaklaşmış olsalardı, bilim denen şeylerin, ötekilerin, yani kadınlar, aşağı sınıflar, halklar ve ulusların baskı, sömürü ve boyunduruk altında olmasını meşrulaştırmaya hizmet eden bazı mitlere dayandığını görebilirlerdi. Örneğin, biyoloji ya da doğanın hiçbir erkeği tecavüze zorlamadığını görebilirlerdi. Çünkü hayvanlar aleminde tecavüz yoktur. Bu insanların keşfettiği bir şeydir.

Darwin teorisinin temeli olan, en güçlü olanın (yani güçlü erkeğin)hayatta kalması, fatihlerin, galiplerin hep haklı olması demektir. Tecavüz yasalarının ve tecavüz mitlerinin gerisinde yatan ideoloji tam da budur. Yani erkeklik ideolojisi. Bu tür bir bilimi savunanların aynı zamanda ataerkil sisteme, onun egemen zihniyetine taraftar olduğunu göremiyor muyuz?

Hatta psikanaliz okulunu kuran ve bilinçaltını keşfettiğini ileri süren Freud bile bu mitlerden ve onları “bilimsel” olarak meşrulaştıran evrimcilerden etkilenmişti. Ayrıca kültürün, erkeğin bu şiddet içeren cinsel içgüdünün bastırılmasına ve yüceltilmesine dayandığına inanıyordu. Ödipus kompleksi teorisi, esasen bir seks objesi olan anne için babalar ve oğulları arasında geçen cinsel rekabetinin teorisidir. Üstelik Freud erkek cinselliğinin aktif, saldırgan hallerinde bazen sadist olduğu teorisine katılır. Ve kadın cinselliği pasif ve hatta mazoşist olarak görülür. Oysa zihni erkek cinselliği ile meşgulken, kadının toplumdaki ikincil rolünü değiştirme çabasını ise penis kıskançlığının ürünü olarak tanımlamıştır. Çünkü hem erkek hem de kadın cinselliğini belirleyen şeyin yalnızca biyoloji olduğunu esas aldığından böyle tanımlaması işin doğası gereğidir.

Daha somut ele alırsak; Hindistan’daki tecavüzlere ilişkin yapılan araştırmaların tahlili yapıldığında, karşı konulamaz cinsel dürtünün doyurulması ihtiyacı konusunda ya çok az şey bulunmuş ya da hiçbir şey bulunmamış. Bu sahnelerde görünen herhangi bir dürtü varsa o da aşağılama, tecavüz etme, işkence yapma, erkeğin efendi olduğunu gösterme arzusudur. Birçok vakada tecavüzün, erkeklerin bir sınıfının öteki erkekler sınıfını cezalandırma ya da aşağılama aracı olarak kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Ne zaman bir yerde devlete karşı bir hak talebi olsa(bu insanın doğuştan gelen hakları olsa bile),bu kim olursa olsun  “onlara dersi verilir” ve “hadleri bildirilir”. Bunu hep kadınlara tecavüz ederek yaparlar. Neden? Bazı kadınlara tecavüz etmekle hak iddia edenlere nasıl bir ceza vermiş olunuyor? Arasındaki bağlantı nedir? O halde tecavüz hem var olan sınıf ilişkisini hem de var olan kadın erkek ilişkisini korumanın bir aracıdır dersek yanlış olmayacaktır.

Kadına yönelik şiddetin artık ne sadist erkek doğasına özgü biyolojiyle, ne de güncel sorunlarla yeterince açıklanamayacağı anlaşılmalıdır. Kadına yönelik şiddet; sömürüye dayalı kadın erkek ilişkileri, sınıf ilişkileri ve uluslararası ilişkilerle yakından ilgili ve tarihsel olarak meydana gelmiş bir sistem olduğu gerçeğine kanıt oluşturur aslında. Ne erkekler ne de devletler, şiddet ve zor olmaksızın doğa üzerindeki tahakküme dayalı ilerleme ve kalkınma modellerini sürdüremeyecekleri artık çuvala sığmayan bir mızrak gibidir.

Günümüzde de tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır ki, kadına yönelik şiddet ve kadın emeğinin zora dayalı çalışma ilişkileri aracılığıyla sömürülmesi, kapitalizmin esasını teşkil eder. Bunlar, kapitalist birikim süreci açısından tali değil, zorunludurlar. Başka bir deyişle, kapitalizm eğer birikim modelini sürdürmek istiyorsa, ataerkil kadın erkek ilişkilerini kullanmak, güçlendirmek hatta icat etmek zorundadır. Unutmamak gerekir ki, erkeği teslim almak için geliştirilen strateji ve taktikler en az kadın tutsaklığı kadar bitiricidir. Kapitalist modernitede erkek, sadece biyolojik olarak abartılmış bir erkekliğe dönüştürülmüş iken tüm toplumsal kültürüyle aslında köleleştirilmiştir.

Tüm bu operasyonlara karşı özgür eş yaşam için en az özgür kadın kadar özgür erkek mücadelesi gerekir. Özgür erkeklik; erkek egemen toplumun tersinden köleleştirdiği erkek kişiliğini aşmakla mümkündür. Erkek doğulmadığına göre, olunan erkekliği aşmak özgür erkekliğe götüren temel bir yoldur. Felsefe, bilim ve sanatın yaşam için olduğu ve başta gelen rolünün özgür eşleşmeyi gerçekleştirmek, inşa etmek olduğu kavrandıkça, yaşam estetiğini kazanacaktır. Devletçi sistemin temel değerlerinin üretildiği alanı kadın özgürlük ahlakıyla dönüştürdükçe tecavüz kültürünü üreten ve sürdüren teori ve mitler de geçerliliğini yitirmeye başlayacaktır. Yaygın boşanmalar, ailenin çözülüşü, kişiliklere yüklenilen iktidar ve sömürü amaçlı tecavüz kültürünün sonucu olarak anlaşılmalıdır. Özgür toplum ve özgür erkeklik ancak tecavüz kültürüne karşı an be an felsefe, bilim, etik ve estetikle yüklenilmiş kişiliklerce gerçekleştirilebilir. Bu temelde gerçekleştirilecek özgür eş yaşamların birey ve toplum için sürekli güzellik, doğruluk ve iyilik üreteceği açıktır.

Kaynak: Soykırım Kıskacında Kürtler(ABDULLAH ÖCALAN)

  Ataerki ve birikim  (MARİA MİES)

 ZÎNÊ AGIRÎ

On Haziran 25th, 2014, posted in: Jineoloji, KJKONLINE by