BÜYÜK TUZAKLARLA YÜKLÜ MAYINLI BİR ALAN GİBİDİR, KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ

esma semsur kjk yürütme koordinasyon üyesiKJK Koordinasyon Üyesi Esma Semsur ile “özgür kadın kimdir?” konusunda yapmış olduğumuz röportajı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

– Kadın özgürlük hareketi olarak özgürlüğü nasıl tanımlıyorsunuz? Özgür kadın kimdir, nasıl tanımlıyorsunuz? Özgürleşen kadının yaşam ifadesi nasıldır?

Esma Semsur: Kadın açısından özgürlüğü tanımlamak oldukça zordur. Özellikle de günümüz  dünyasında özgürlüğün çok çarpıtıldığı koşullarda bunu tanımlamak daha da derinlikli felsefik ve ideolojik yaklaşımları şart kılmaktadır. Sahte ve oldukça bireysel özgürlük anlayışlarının özellikle sanal dünyada alabildiğine empoze edildiğini belirtmek gerekiyor. Aslında kadına karşı en büyük savaş bu anlamda verilmektedir. Binlerce yıllık kadın kölelik kodları yanlış-yalan algılar ve bakış açılarını yaratmış durumdadır. Kadın emeğinin çalışma “hakkı” adı altında her türlü kapitalist sömürüye açılması, kadının egemenlikli sistem içerisinde eğitim hakkına kavuşması ve cinsel özgürlük diye tabir edilen kadının kendi bedenine dair karar alma ve özünde kullandırtma “hakkı”; tüm bunlar özünde tecavüz-kültürü olarak tanımlayabileceğimiz kadının ruhunun ve bedeninin adeta sermayeleştirilmesi veya pazarlaştırılması süreçleridir. Hepsi de kapitalizmin en temel dayanaklarındandır. Dolayısıyla büyük tuzaklarla yüklü mayınlı bir saha gibidir kadın özgürlüğü.

Kadın ve yaşam bağını bütün sahteliklerden ve yanılsamalardan arındırmak, başlı başına bir özgürlük eylemidir. En derinden ve bütün çarpıcılığıyla köleleştirilen ve yaşam diye dayatılan bütün varoluşlardan kopuş, aynı derinlikte ve çarpıcılıkta olmak zorundadır. Bunun dışındaki yaşam adına bütün gerçekleşmeler, yaşama karşı ihanetin daha örtülü ve yanıltıcı bir versiyonu olmaktan öteye gidememektedir.

Yanlış kurulmuş yalan yaşamları görmek/hissetmek büyük bir özgürlük bilincini ve ruhunu gerektirir. Özgürlük bilinci ve ruhu özgür yaşamın kendisi olmaktadır. Özgür yaşamı hissetmek/görmek belki de yaşamın en fazla engellendiği yerde, bütün toplumsal/tarihsel bağlamlarından koparıldığı, bir zerre mekana sıkıştırıldığı, yani en fazla küçültüldüğü zaman ve yerlerde mümkündür. Yaşamın ne olduğu, nasıl bir dipsiz kuyuya dönüştürüldüğü en fazla dipsiz kuyunun kendisindeyken görülür. Kuyunun dışında kuyu tanımlanamaz. Bunu görmek/hissetmek en büyük hakikattir. Hakikat öz gücün kaynağıdır. Yaşamın öz kaynağıdır. Hakikate ermedikçe özgür yaşama kapıyı aralamak mümkün değildir. O nedenle hakikat aşktır; aşk özgür yaşamdır diyor Önderliğimiz.

Kadın açısından hakikat bir çarpmadır. Aslında bir çakılmadır. Binlerce yıllık köleliğin kadın ve yaşam bağlarında oluşturduğu derin uçurumları salt ideolojik-siyasi veya bilimsel bilgi ile anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Bu nasıl bir yaşamdan düşüştür ki, var kıldığı yaşamda kendisi yoktur. Kadının kölelik tarihi anlaşılmadan, bunun yaşam karşısındaki öldürücü zayıflığı, güç ve bilinç kaybı fark edilmeden, fark etmenin çarpıcılığı anlaşılmadan özgürlük çıkışı kesinlikle bir aldatmacadır. Büyük çakılma esasta en büyük anlam gücünü ortaya çıkarır. Büyük eylem, anlamlı yaşam çıkışı bu zeminde hakikate ermek oluyor. Yaşama yol almak ya da yaşamı yaratmak çakılma anındaki duygu, bilinç ve irade patlamasıdır. “Böyle olmayacağım”, “Ben bu değilim” demenin büyük özgürlüğüdür. Ret çok keskin, çok çarpıcı. Bu kadın köleliğini ve onun üzerine bina edilen bütün kölelikleri kadın adına, toplum adına, doğa ve evren adına reddetmektir. Hakikat ancak bu kadar yalın olabilir. Zilan yoldaşın özgür yaşam manifestosu olması köleliği kabul etmemesindeki irade ve bilinç patlamasıdır. Kendini bütün kölelik tanımları dışında var etmesidir.

En önemlisi de kadının kendisini var etmesidir; inşa etmesidir. Şimdiye kadar biraz da negatif özgürlüğü tanımlamış oluyoruz. Pozitif anlamda özgürlük esasta kendini kendi hakikatine ulaştırmaktır. Kendini bağımsız düşünce ve irade ile her anlamda var etmek, inşa etmektir. Ne olduğunu erkeğin veya erkek egemenlikçi sistemin bütün tanımlarından kopararak, özgür bilinç ve irade ile yapılandırmaktır. Zihniyette çok derin ve çarpıcı devrimleri gerektirir. Atılan her zihniyet taşında her an yanlış döşemelere açık kapılar var. Çünkü insan zihniyeti ve zeka yapısı oldukça parçalanmış durumdadır. Bunları aşmak da başta tarihsel-toplumsal bilinç ve örgütlenme işidir. Örgütlenmeyen kendisini, tarihini ve dışında asla yaşayamayacağı toplumsallığını yaratamaz, savunamaz. Öyle bir an gelir ki, o anda sen doğru yerde, her anlamda donanmış olarak doğru tercihlerde ve kararlarda kendini varedersin. O anı yaratmak en büyük özgürlük oluyor. O anda tercih edebilecek konumdaysan, karar ve irade ortaya koyabilecek durumdaysan; sen öznesindir, sen varolursun.  Ve bu özgürlüktür. Yoksan sen hala kölesin demektir. Yani özgürlük çok yaşamsaldır; nasıl nefes alıp veriyorsan, öyle de düşünüyor, anlam yaratıyor ve ona göre yaşıyorsundur. Sadece zorunlu olduğun için değil, öyle olduğun için ona göre yaşamaktır.

-Köleleştirilmiş kadından özgür kadına ulaşmak için nasıl bir mücadele verilmesi gerekir?

Esma Semsur: Bu çok büyük bir kavgayı gerektirir. Tabi ki, büyük bir cesaret istiyor. Öncelikle binlerce yıllık kölelik tarihi ve sonuçları ile birebir kendi gerçekliğinle yüzleşmeyi, ortaya çıkan zayıflıkları, güçsüzlükleri, güvensizlikleri görmek ve bunlarla kapsamlı ve derinlikli bir iç mücadeleyi gerektirir. Bu konuda mücadelecilik çok önemli olmaktadır. Kaçış veya özgürlük yanılsamalarından kendini arındırmak, aynı zamanda güçlü bir bilinçlenmeyi şart koşuyor. İdeolojik-felsefik ve bilimsel bir donanım bu anlamda önemlidir. Bu bilinçlenme sürecinin özellikle bağımsız düşünceye ve öz iradeye dayanması, eklektik ve yüzeysel bilgi birikimleri sadece yanıltmayı daha derinleştirmektedir.  Mücadele sürecinin bireysel sınırlarda seyretmesi oldukça güçsüzleştiren bir şeydir. Buradan belki de kadın özgürlük mücadelesinin en önemli ilkesine geliyoruz. Kadının örgütlü kimliğe kavuşması, örgütlü mücadele etmesi hayati olmaktadır. Çünkü kadının kendisini varetmesi güçlü bir toplumsallık ile mümkündür. Kadının kimliği, tanımı zaten onun toplumsallığıdır; toplumsallığın kaynağı olmasıdır. Mücadelede anlam ve irade bu örgütlülük içerisinde ancak kendisini ifadeye ve biçime kavuşturabilir. Kendi cinsini sevme, onu irade olarak görme, özne haline gelme kesinlikle kollektifleşmekle alakalıdır. Buradan da yine en önemli ilkelerden birisine ulaşıyoruz. Estetik ilke; kadının bütün potansiyelini, enerjisini en doğru bir biçimde ifadeye kavuşturması ve yaşama akıtmasıdır. Bunun yöntemleri ve biçimlerini doğru ve güzel bir şekilde hayata geçirmesidir. Sadece kölelikten gelen zayıflıklar ve biçimsizliklerle kadının kendisini özgürleştirmesi düşünülemez. Dil, davranış ve beden dilini, tempo ve akış kazanması gerekiyor. Aslında bu da demokratik siyaset oluyor. Siyaseti daha demokratik tanımlayacaksak, bu kadın eksenli olmaktadır. Kadının yaşama akışı ve yaşamı doğru ve güzel inşa etmesi an be an kendisini buna katmasıdır. Bu anlamda duygusal zekanın güçlü his ve sezgileri ile yaşamın inceliklerini, aynı zamanda karmaşıklığını, detaylarını görmesi ve analitik zekanın ise doğru çıkarımları, sonuçları ve çözümlemeleri ile çözüm gücünü ortaya çıkarması gerekiyor. Bu konuda her ikisinin de doğru bir dengede geliştirilmesi önemlidir. Şöyle diyebiliriz; demokratik siyaset kadının en önemli özgürlük alanlarındandır. Hatta en başta gelen özgürlük alanıdır.  Kadının gerçek özgür bakışı, davranışı ve ifadesi esasta bu alanda ortaya çıkmaktadır. Siyaset derken, bunun içerisinde kuşkusuz en yoğunlaşmış hali olarak öz savunma kapsamında savaş girmektedir. Kendisini savunamayan kadının özgürlük iddiası çok şüpheli olur. Kapsayıcı, bütünleştirici ve demokratikleştirici siyaset esasta kadınla mümkündür. Kadının olmadığı, öznesi haline gelmediği siyaset, kesinlikle toplumsal ve demokratik değildir. Bunun böyle gelişmesinde kadının çok anlamlı ve çok büyük sorumlulukları vardır. Kadının bu anlamda kendi özgürlüğü ile birlikte toplumu demokratikleştirme ve siyasallaştırma gibi birbirine yapışık olarak ilişkilenen bir diyalektiği var. Her ikisi de birbirini koşulluyor.  Tabi tüm bunlar çok derin bir yurt sevgisini, halk sevgisini gerektiriyor. Kadın özgürlüğünü yurttan ve toplumdan, tarihten kopuk ele alamayız. Onun yaşayacağı bir toprak, içinde yeşereceği bir kültür-tarih ve toplum olacaktır. Bu anlamda yurtseverlik en önemli ilkelerden birisidir.

On Ocak 2nd, 2015, posted in: KJKONLINE, KJK Gündemi by