Melissa (Oğulotu) ve Eril Zihniyet:

1 Eril hastalıklara karşı rahatsızlıkların devam mı ediyor? O zaman bir melissa otu içmelisiniz. “Melissa otu” Haziran-Ağustos ayları arasında beyazımsı pembe veya sarımsı renkli çiçekler açan, yol kenarlarında ve ekilmemiş yerlerde rastlanan, limon kokulu, 30-100 cm boylarında, çok yıllık otsu bitkilerdir. Bazı bölgelerde oğulotu olarak da bilinir. Yaprakları sinirleri yatıştırır, hafızayı güçlendirir, baş dönmesi ve kulak çınlamasını keser. Baş ağrısı ve migrene faydalıdır. Daha çok çay halinde kullanılır.’ Ne yazık ki melissa otu diğer rahatsızlıklarınızı giderecek güce sahip değil. O güçte bir çiçek arıyorsanız, kendi iradenizde cevap bulabilirsiniz.

Sahte uygarlık adı altında geliştirilen, eril hastalıklar, toplumu çürümeye sürükleyen etkenlerdir. Yaygın bir hastalık olan eril zihni yok edecek etken ise; kadınların kendi öz varlığına, özgürlüğüne, ahlaki ve politik özelliklerine sahip çıkması olacaktır. Her daim yılan misali, özgürlüğümüze giden patikamızda pusuya yatanları boşa çıkarmanın tek yolu da budur. Devletli ve sınıflı uygarlık anlayışları kadınların devrimini yaratması ile son bulacaktır. Bu anlamda, zirveleşmesi gereken bilinç ve iradelerimiz ortak bir alanda birleşmelidir. Kadınların bedenlerinden, ruhlarına meta gibi değer biçen, bu zihniyetin zincirlerini, kendi ayaklarına bağlamamızın gerektiği anlar adına bu birleşme ötelenmemelidir.

Evde koca, sokakta tanınmayan bir maske, işyerinde patron, ana ocağında baba gibi hükmedilişlerimizin sonunun gelme günü bu birleşme sayesinde sağlanacaktır. Gelsin baba, gelsin koca, gelsin polis, gelsin cop! İnadına İsyan, İnadına Özgürlük! Yaşamlarımızı ellerimiz ile öreceğimiz dünyada takınacağımız tavır, giyeceğimiz elbiselerimiz özgürlük mücadelemiz olmalıdır. Toplumsal cinsiyetçiliğin kurbanı olmamak adına vereceğimiz kadın özgürlük mücadelesinde yeniliklere doğru çığır aşmak adına, birliğin kıyafetlerini kuşanmalıyız. Birliğimiz sonucu kurulacak dünyada artık, melissa otuna da ihtiyacımız kalmayacak.

Artık kadınlık onurumuzu ayaklar altına almalarına izin vermeyecek ve irade olacağız. Komün yaşamın kurucusu olan bizler, apartman dairelerinde tecrit olmayacak ve özgür yaşama kapı açacağız. Politikanın ve birçok alanın kurucusu, yaratıcısı olan ellerimiz eril ayakları yıkamayacak. Yüreklerimizde susturulmuş ve köleleştirilmiş özgürlüğümüzün buzlarını eritecek ve onu özgür kılacağız. Silahsız ve savunmasız kalan bedenlerimizi, özgürlük yolunda çelikleştirecek ve zırhlandıracağız. Eril zihniyetten kendimizi damıtarak, bu zihniyete bağlı sistemden köklü bir şekilde kurtulacağız. Kapitalist sisteminde kadın üzerinde ki yaratmak istediği madde-beden sentezini kabul etmeyeceğiz. Toplumlara yönelik kırım amaçlı politikaların son bulması adına da kadınlık bilincimizi kuşanarak Önderliğimizin bizlere sunduğu perspektiflerin izleyicileri olacağız.

Yazılacak destanımızın öncü ideolojisi de, Önderimizin dünyaya yayılan, demokratik modernite sistemi olacaktır. Beş bin yıldır egemen olan eril zihniyete karşı örülecek en sağlam temelde ki inşa, bu yapı olacaktır. Halkların temel hak mücadelesinde önüne ışık tutan Önderliğimizin yoldaşı olmak bu açılardan kutsallık mertebesi oluyor.  Somut kılınacak bu dünyada bedenlerimiz renklere kuşanacaktır. İktidarın tekele almak istediği toplumsal zihniyetin yıkımının engellenme yolu da kuşandığımız bu renklerin ihtişamı olacaktır. Kıyma makinelerinden geçecek robotlar yaratmalarına karşın, durmamız gereken yerde duracak, bulunmamız gereken yerlerde de bulunacağız. Yaşamın ve özgürlüğün militanları olmanın yanı sıra; Önderliğimizin ve şehitlerimizin militanları olarak bu bizlerin boynunun borcudur. Öz savunma bilincini kuşanmak militan olmanın gereklilikleridir. Bu temelde halklar adına kapsamlı ve süregelecek devrimimizin temellerini dört parçada pratikleştirmek yolumuzun başlangıcıdır. Kaybolan değerlerin kazanılması, öz kimlikleri savunma ve ahlaki-politik toplumların inşası anlamına gelen demokratik modernite paradigmamız; dilimiz, dinimiz ve rengimiz olmalıdır. Kadın olmanın bilincinin kuşanılması da bu temellerin sağlamlık derecesine bağlı oluşagelecektir. Yaşamın direngenliğinde direnişimizi halklarla birlikte var edecek ve eril zihniyetten kökten boşanacağız. Örgütlülüğümüz, demokratik siyasetin, kadın özgürlüğünün, öz savunmanın, iradenin ve de yaşam felsefemizin kuruluşu demektir. Bilinçli ve örgütlü halkların bütünlüğünü yenecek bir irade bir güç söz konusu değildir. Hele ki bu bütünlüğü kuran eller kadınların ellerinin çoğunluğundan oluşuyorsa…

Karanlık çağlarda adımızın köle diye yazılmasından soyutlanacağız. İstediği gibi öteberi edilen, duygusuz bir kukla muamelesi gören, fikirleri sömürülen kadınlar olmayacağız. Bedenlerimizde yalnızca kendimize ait olacak. Bir başkasının ‘malı’ olmayacağız. Mülke dayalı yaşamları reddedeceğiz. Tüketim sektörünün kirli pençelerini keseceğiz. Kendi tarihimizi, mücadelelerimizi kendimiz ele alacağız. Yine Önderimizin bizim için üzerine durduğu Jineoloji alanını geliştirecek ve yetkin kılacağız. Onların erkek egemen zihniyetin hizmeti adına yazılı hukukları yerine, Önderliğimizin özgürlük hukukunu pratik kılacağız. Eril zihniyetin egemenliğine, zulmüne karşı inatla bu birleşmeyi bu perspektifler doğrultusunda gerçekleştireceğiz. Gücüne, iradesine ve fikirlerine güvenen kadın bedenlerinin yaratılması adına kuşanmamız gereken bütün materyallerden, düşünceleri bedenimizde ışıklandıracağız. Devlet kurumları adı altında uygulanan ahlaki ve politik olmayan baskı, sömürü politikalarının yanında demokratik modernitenin inşası adına zamanlarımızı adayacağız. Her alanı egemenlik kokan devlet sistemine karşı demokratik ulusun kuruluşu adına biz kadınlar olarak tüm çalışma alanlarını birleşimimizin renkli ipleri ile öreceğiz. Tüm onların bu kuruluşlarına kıyas olarak yaratacağımız alternatif ve özgür yaşam temelini bu ipler ile sağlamlaştıracağız. Biz kadınlar olarak artık kendi kendimizi savunacağız. Bedenimizde ki egemenliğe ait tüm kirliliklerini, dillerini, sistemlerini yıkayacak ve durulayacağız. Duru olan mücadelemizin şeffaflığı her zaman dürüst ve ahlaki yaşam doğrultuları ile yol alacak. Bu yolun yolcuları hiçbir zaman çıkmazlıklara sapmamış olacaklar.

Şimdi mücadele alanlarında renkli ipler olma zamanıdır. Bize yaşatılanları hakkımızmış gibi belleyenlerden hesap sorma zamanıdır. Kadının iradeleşmesi toplumların iradeleşmesidir, kadının örgütlenmesi toplumların örgütlenmesidir, kadının özgürleşmesi toplumların özgürleşmesidir. Bu duruşun sahibi ve farkına varanlar olarak, bu bilinci yenilikler doğrultusunda bir an önce kuşanmalıyız. Yeni dönem adına daha güçlü çıkışlar adına diyalektik yaşam doğrultusunda adımlarımızı atmalıyız. Bize bu amaç doğrultusunda tecrübelerini sunan gerilla yaşamı ile bedenlerimizi birleştirmeliyiz. Kadınlar tanrıçadır; artık taçlarını kuşanmalı ve güzelleşmelidirler.

Yasemin Mavi

On Ocak 20th, 2015, posted in: Jineoloji, KJKONLINE by