SANMASINLAR

Kültür-emperyalizmi(Dörtlü Politika)

Karanlık dönemlerde neler olmuş ve karanlık dönemlerin devamlarında neler oluyor?

1920 dönemlerinde Büyük emperyalist güçleri büyük Britanya ve Fransa Kürtlerin ve Kürdistanı böl parçala yönet taktiğine mahkûm bırakmışlardır.  Bu taktiği, belirli Ortadoğu’da bulunan bazı güçler ile işbirliği yapmadan başaramazlardı. Bu sürecin yayılımından önce, 1915’te Süryanilere, Ermenilere ve Ezidilere karşı geliştirilmiş soykırımların altını da çizmemiz gerekiyor. Kürtlere, bu tarihin karanlık çağların devamında; elektrikli teller, sınırlar, mayın ve ihtişamlı gözlem kuleleri hediye edilmiştir. Cumhuriyet döneminin kuruluşu söz konusu iken; yıkılan, yakılan köyler ve ormanlar doğa ve insanlarda tahribatlar yaratmıştır. Bir dönemin kuruluşuyla birlikte, yıkılan kültürler ve yok edilmiş insanlığın boyutları…

18 ve 19. Yüzyıllarda tarım ürünleri ile ünlü kervanları hatırlarız. Şimdiye bakıldığında ise çoğu aile geçimini sağlayamaz durumdadır. Köylerin yakılıp yıkılması birçok aileyi yoksulluğa terk etmiş etkenin başıdır. Ailelerin çoğu kısmı zorunlu göç ile şehirlere gitmek zorunda kalmışlardır. Kürt kimliğine yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikaları devletin baskı araçları ile gerçek kılınmaya çalışılmıştır. Devlet; bazı aşiretlerin, şeyhlerin, toprak ağalarının işbirliği ile kirli politikalarını, kara bir bulut gibi Kürdistan üzerine yaymıştır. Bu gruplar devlet tarafından maddi yönden desteklenmişlerdir. Sınırlara yönelik çok güvenlikli devlet araçları kaçakçılığı geliştirmek ile birlikte mafyacılığı da doğurmuştur. Devlet onaylı geçişlerde sağlanan rantların, haddi hesabı yoktur.

Başka bir yönelimde JİTEM ve koruculuk sistemi ile gerçek kılınır. JİTEM ve koruculuk sisteminin Kürt halkı üzerinde ki, aracı zulümlerin ve işledikleri cinayetlerin sayısı hala gizlenmektedir. Faili meçhullere terk edilen Kürt halkı, temel geçim kaynakları tahrip edilmiş Kürt halkı ve cinayetlerin normal kılındığı Kürdistan toprakları!

Geniş bir tarihte planlanan tüm bu politikaların temeli ilk başlarda dediğimiz gibi cumhuriyet dönemine dayanmaktadır. Türklerden oluşan bir ulus-devlet kurmak nihai amaçları oluyor. Türkçülüğün ve Pantürkizm (Turancılık) hareketinin halay başı olan Yusuf Akçura tarafından ilk olarak bir makalede (Üç Tarz-i Siyaset) dile getiriliyor.  Bir yandan da Osmanlı devleti, “Osmanlıcılık ( eşitlik, özgürlük ve kardeşlik) projesi” uygulama çabasını sürdürüyor. Osmanlı devletinde yaygın olan İslamiyet’i, Osmanlıcılık politikasına karşın kullanıyorlar. İslamiyet aracılığı ile geliştirilmeye çalışılan kafatasçılık, halk üzerinde işlenmeye sunuluyor. Geliştirmek istedikleri Türkçülük (üstün ırk) adına da yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Öyle ki, amaca giden yolda, onları sekteye uğratan gayrimüslimler hitabı ile bilinen Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudi halklarına gözler dikilir. Bu halklar insanlık dışı katliamlardan geçirilir. 1910 tarihlerinde de, Müslüman olup, Türk olmayan her ırk iskân politikası adı altında yine insanlık dışı uygulamalar ve politikalarla karşı karşıya bırakılmışlardır. İttihat ve terakki! Kısacası Türkleştirme adı altında birçok etnik grup, bu politikaların gazabına uğratılmıştır. Bu politikalar birçok milletin bileşeni olan Osmanlının yok oluşuna da sebep olacaktır. Kürt halklarına düşen pay ise daha acımasız oluyor. Köklü direnişlerin boyutlandığı, Kürt halkının tarihi kıyıma uğratılmak isteniyor.

“ Yabancı istilasına uğrayan memleketi düşmandan temizledikten sonra, Kürt kardeşlerimin haklarına riayetkâr olacağız” diyen Mustafa Kemal’de sözünün eri olmamıştır. Bu sözün gerçekliğini kanıtlayan belgelerde mevcuttur. Ek olarak, var olan kanun tasarıları da göz önündedir. Tüm bunlar belgeler ile sınırlı kalmıyor. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ise her şey 360 derece tersine döner. Kürtlerin Mezopotamya’da ki (Medler) köklü tarihleri görünmez oldu.

Günümüz hükümetin ve yandaşlarının kullandığı 4 tabir (tek millet, tek dil, tek din, tek devlet) kısa bir tarih ile sınırlı değildir. Daim kılmak istedikleri bu politikalar adına da örgütlenme araçları olan birçok kurumların açılışlarını hızlandırmışlardır.  Hızla geliştirilen milliyetçilik ve ırkçılık adı altında, kurulması planlanan bir ülkenin, sözcülerinden ne beklenebilirdi? Tüm bunlardan nasibini alanlar; yalnızca farklı ırklar ve kültürlerde olmamıştır. Önü Fransa, arkası İngiltere olan yasalar ile yargılanan, sürgün edilen ve katledilen aydınlarda nasiplerini aldılar. Anayurdu Asya belleyip, bugüne kadar yola devam eden politikalarını bu alanda sınırladılar. Fakat dediğimiz gibi tarihin bu kanlı kronolojisinde en büyük pay Kürt halkına düşmüştür. Şark Islahat Planları, oluşturulan milliyetçi akımlar, tekleştirilen devlet direnen kültürlere karşı geliştirilmiştir.

Tüm katliamlar ardından sıraya girenler arasında Kürdistan halkını Türkleştirmek yer alıyordu. Oluşa gelen isyan bölgelerine özel yetiştirilmiş katliamcılar gönderilir, birçok yeni politika geliştirilir. Türkleşmek ve Türkleştirmek! Despotizm ile ya da özel savaş politikaları ile. Artık hangi yöntem ile hizaya gelinirse o uygulanacaktır. Demiryolu politikası, sıkıyönetim ve ayrı uygulama! Asimilasyonun yayılması adına gerçek kılınan birçok uygulama! Türk muhacir ve göçmenlerin Kürdistan’a yerleştirilmesi de bu ‘birçok uygulama’ arasında yer almaktadır. Halkların silahlarına el konulması, ürünlerine el konulması vb. bu uygulamaların hizmet amaçları da bu listeye eklenebilir.

Yapılanlara yasal dayanak niteliği adına var edilen, İskân Kanununun (21 Haziran 1934) tamamlayıcı rolüne de değinme gereği duyuyorum. Ülkeyi üç bölüme ayıran bu kanunun yaratılma sebebi ve amacı da nettir. Tek lisan konuşan, aynı düşünen insan sürüleri yaratılıyordu. Amed zindanlarında bol duyduğumuz bir cümlede yaygınlaştırıldı: “ Türkçe Konuş, Çok Konuş! – İçeriye girdiğimizde Hazır Ol konumuna girip tekmil vereceksiniz!”. Edebiyatın, ‘akım mağduru’ olması da, Türkleştirme politikalarının bir ürünüdür. Sanat, kültür, edebiyat ve birçok bilim, bu zihniyetlerin prangalarını taşır hale getirilmiştir.

Birçok şehrin ve alanların isimleri Türkçeleştirilmiştir. Farklı kültürlere ait tarihi alanlar Türklere ait kılınmıştır. Birçok kilise vb. farklı isimlerle anılmaya başlanmıştır. Öğretilen tarih aslında bu zihniyetin sonradan değiştirdiği tarihtir. Gerçek tarihi yok etmek adına birçok tarihi kütüphane bu amaç adı altında ‘yanlışlıkla’ yakılmış ve harabeye çevrilmiştir. Diğer kültürlerin yok edilişi kabaca bu yönde geliştirilmiştir. Ek olarak birçok dilin yasaklanması da kültürlere yapılan en büyük darbe niteliğini taşımaktadır. Çerkezlerin, Lazların vb. farklı halklar-kavimlerde bu listelerin dâhilinde olmuşlardır. Farklı kültürler kabul edilir ancak bir şart ile: onların kontrolünde olduğu sürece ve herkes Türk olduğunu kabul ettiği zaman.

Tüm politikalarına karşı isyan geliştirenler ve politikalarını kabul etmeyenler Kürt halkları olmuştur. En son ve hala süregelen isyanları Kürt Ulusal Hareketidir yani PKK. İsyanları bastırmak adına bu zihniyet birçok zulmün, darbelerin, operasyonların altına imza atmışlardır. 12 Eylül cuntacılarının, özel yetiştikleri binalardan çıkarak, darbeler gerçekleştirmeleri buna en büyük örnektir. Karanlık hücrelerde kaybedilmek istenen iradeler, sokak ortalarında, okullarda kurşuna dizilen bedenler, fail-i meçhul cinayetler bu darbe aracılığında legalleştirilmiştir. 1961 yasasının devrilişinin ardından, cuntacıların getirdiği 1982 Anayasası tüm bu katliamların, vahşiliğin koruyucusu olmuştur. Her karışı peşkeş çekilmiş yüce devletin bütünlüğünü çok düşündükleri için, darbeleri, katliamları ve ona uygun yasaları halkların tepesine çökeltilmişlerdir. Ardından gelişen YİBO yolu ile çocukları, gençleri kendilerine entegre etmeyi amaçlamışlardır. Kobayların, robotların yaygınlaştığı bir ülke! Sırf ne için yüce devlet için! Kendisini Kürt sananlar, Laz sananlar, vb. sananlar, artık sanmasınlar diye. Salt amaçları bunlarla sınırlı da kalmıyor. Halkların birliğinden korkan egemen güçler bu tarz politikaları dokundukları her alanda uygulamaktadırlar. Bunun adına kendilerine hizmet edecek hükümetleri yaygın kılmaktadırlar. Demokrasi denilip seçim hakkını halka sunan çoğu devlette ne yazık ki seçimler adil olmuyor. Emperyalist ülkelerin tekeline aldığı yönetim biçimlerine uygun seçimler oluyor. Bu temelde halklar demokrasi terimi adı altında her mevsim uykuya yatırılmaya çalışılıyor. Halklar arasına dikili görünmez egemenlik duvarlarının yıkılmaması adına her türlü politikayı uygulamaktan geri durmuyorlar. Yine egemenlerce seçilmiş olan AKP hükümetinin; gizli politikalarının, açıktan oynandığı bir süreçte bazı pratikler gerçekleri gözler önüne sermiş oluyor.

Tüm izlenilen ve izletilmek üzere halklara dayatılan bu kirli politikalar, insanları gütmek amacıyla yürütülüyor. Bireyleri bencil kılan, kendi kabuklarına çekilen, özlerini sorgulamayıp, araştırmayan kalıplarıyla sınırlandırıp; toplumsallaşmalarının önlerine setler çekiliyor. Halkların arasına konulan sınırlar, tel örgüler; temel anlamda asimilasyon ve soykırım amacıyla olduğu kadar, halkların birlik olacağı o kutsal günler adına da boylandırılıyor. Asıl asimilasyon politikaları ile yok edilen, kültürlerin birliği oluyor. Geçmişte birlik olarak yaşayan halklar birbirlerine bu şekilde yabancılaştırılıyor. Halkları birbirine kırdıran politikaların çıkarı ise, egemen güçlerin cebine giriyor. Tüm bunların karşısında halkların alması gereken tutum bellidir. Göz önünde bulunan kanıtlar ortadadır. Öyle ki bu kanıtlar devletin arşivlerinde gizli tutulmaktadır. Bilinmeyen birçok gerçeklik, gizli tutulan belgeler neden halklar karşısında şeffaflık örtüsü adı altında serilmiyor? Halkların, bizim katillerimizin isimleri neden gizleniyor? Failleri meçhul denilenler, sizlerin çok iyi tanıdığı, meçhul sayılan kişiler mi? Nedenlerini az önce söylemiştik. Bunlar karşısında halkların birleşmesi, egemenlerin beyinlerinde kaoslar, krizler doğuruyor. Tüm bu uygulamalar egemen güçlerce yasal sayılıyor. Yapılan darbelerin, katliamların cuntacıların yasaları ile nasıl aklandığını herkes çok iyi biliyor. Devlet arşivlerinde kayıtlı olan belgeler nasıl onların yasalarına aykırı sayılabilir ki. Pişkince halklara dayatılan ise: “Kendilerini Türk kelimesi dışında bir ırk SANANLAR hizaya gelmek durumundalar. Sakın ama sakın başka türlü fikirleri akıllarından bile geçirmesinler. Sakın ola SANMASINLAR…” şeklinde oluyor. Özcesi; neydi o ünlü sözleri: “ Tek din, tek dil, tek devlet, tek millet!”

   Destan Yörük

On Şubat 1st, 2015, posted in: KJKONLINE, KJK Gündemi by