Savaşın Melekleri

ypj-komutanlari-“Kadın yaşamda melek, savaşta Azrail olmalıdır.”

Kadın Ordulaşmasının temelini bedenlerinde ve düşüncelerinde gerçekleştiren, ek olarak mücadelelerini, yarattıkları yenilikler ile besleyen gerillalar Ortadoğu genelinde çizgilerini korumaktadır. İnatla da, barışın çağrısını yapmaktadırlar. Devletçe de, “masalara alındı” denilen bir süreç ‘söylemi’ söz konusu. Öyle ki gözler önünde serili ola’maya’n bu süreç, medya kanunlarınca büyük puntolarla işleniyor. Sürecin asıl sürdürücüsü olan etken Önderliğimizin, Ortadoğu belirlemeleri ile Kapitalist Modernite üzerine yaptığı çözümlemeleridir. Önderimiz, “öngörülü ve tedbirli davranışları kuşanmamız gerektiğini” söylerken, bizlere sürecin koşullarını nasıl oluşturduğunu da özetle belirtmiş oluyor. Koşullara uygun ve uzun perspektifli ideolojimiz Önderliğimiz ve halklar sayesinde her gün daha da güç buluyor. Paradigmamız bize her zaman yeni toplum inşasının temeli adına yön verecektir. Önderliğimizin şahsı ile başlatılan barış sürecinin, halklar adına faydalı bir şekle kavuşturulması için paradigmamız, barış kapısı oluyor.

 Peki ya hükümetçe süreç ne anlama geliyor? : Türkiye devletinin, şuan ki mevcut iktidarı olan AKP hükümeti, karanlık düşüncelerini ve despotizmini hız ile arttırırken, demokrasi ve barış terimlerini sıkça kullanmaya devam ediyor. Demokrasi kelimesine biraz daha netlik kavuşturacak olursak, geçen gün televizyonda dikkatimi çeken bir olaya değinmek istiyorum. Ülkenin güya, Cumhurbaşkanı olan, fakat tek başkanlık sistemini alttan alta yürütüp, normalleştiren Tayyip Erdoğan’ın televizyonda ki bir konuşmasına: “Ülkenin hiçbir yerinde basıncılar bu kadar özgür değiller. Demokratik ülkelerde bile bu kadar özgür değiller.” Tayyip Erdoğan kullandığı bu cümle sonucu, kendisi ile çeliştiğinin farkına varabildi mi bilemiyorum. Dikkat ettiğinizde sürekli demokrasi nağraları atan AKP hükümeti burada kendi ülkesinin yeni hali ile demokratik olmadığını kanıtlamış bulunuyor. Ey’vahlar olsun! Acaba Tayyip Erdoğan’ın, konuşma metinlerini hazırlayan kişinin, o gün aklı mı karışıktı? Ya da yolda yürürken kafasına bir saksı mı düşmüştü? Her ne ise… Bir yanlışlık olmuştur kesin. Artık maaşından mı kesilir işinden mi olur biz bunları bilemeyiz.

 Demokrasi nağralarının, birbiri ile çeliştiği günler sıralanırken, kadına yönelik şiddetin, tacizlerin ve tecavüzlerin bu iktidarda son kuvvet devam etmesi de toplumda belirsiz düşüncelere sebebiyet veriyor. Kadın mücadelesinde de netleşmeler doğuruyor. Toplumsal eşitsizlik ve kadına yönelik haksızlıklar, kadınları saflara iten sebeplerden oluyor. Hükümet kendi kuyusunu mu kazıyor? Bunu bilemeyiz. Bilinen şey ise “korku kaos doğurur” sözünün anlama kavuşması oluyor. Hükümetin içine girdiği krizin derinleştirilmesi de savaşın meleklerine kalıyor.

Devrimci aktivizmi ve muhalif bir çizgiyi yaşatan, savaşın melekleri, böyle zamanlarda beliriyor. Salt askeri stratejiyi değil, siyasi-askeri stratejiyi mücadelesinde yaratan, PKK hareketinin Kadın Ordulaşması bu temellerle beraber, tüm uluslararası kadın mücadelelerine örnek teşkil olacak konuma yükseliyor. Devletlerin despotik uygulamaları karşısında, kadının kendisini savunması radikal bir faaliyet halini alıyor.

Enternasyonalist doğrultuları barındıran ve tüm dünyaya, pratikleri ile kendisini tanıtmış olan Kadın Ordulaşmamız, çizgisini buna dayalı oluşturuyor. Yani öz iradeyi savunma gücüne. Devrim mücadelesinin köklü direniş tarihine kısaca geri dönüş yaparak, geçmişte de kadınların en ön cephelerde (SSCB, Cuba, Meksika, İspanya vb. gibi) yer aldığını görebiliriz. Fakat kaynaklara ve tarih incelemelerine bakıldığında ayrı bir kadın cephesinin yahut ordulaşmasının oluşturulduğunu göremiyoruz. Ortadoğu’da özgün kadın ordulaşması ile tarihe geçen hareketimizin ayrıcalığı bu noktada beliriyor. Tüm uluslararası egemen güçlerin korkulu rüyası olan, kadın aydınlanmasını yaratmış bulunuyoruz. Net olarak kadın ordulaşmamız savunma bilincine dayalı, halkların, farklı etnik kökenli tüm kadınların mücadelesini içeren ve bu uğurda özgürlük ve kimlik mücadelesini yürütmeyi esas alan ordulaşmamız bu temellerde kurulmuştur. Egemen zihniyetlerin bu boyutlarla üzerimize yönelmelerinin tek bir anlamı oluyor: Kadın Ordulaşmamız, içinde bulundukları krizin altını derinleştirmeyi başardı. Böylelikle, Önderliğimizin bizlere atfettiği sözün pratiğini, gerçekleştirmiş oluyoruz. Nasıl mı?

Kabul gördükleri yazılı tarihlerinde köleleştirme politikaları ile yüz yüze bırakılan ilk olarak kadın bedeni olmuştur. Özgürlük mücadelemiz, ilk olarak kadının özgürleşmesinden yanadır. İlk köleleştirilen bedenin, özgürlüğüne ve kimliğine ulaşması var olan egemen zihniyetin kuyusuna koyulacak, dinamit misali olacaktır. Ortadoğu üzerinden şekillenerek, tüm dünyaya yayılan mücadelemiz birçok kez sektelere uğratılmaya çalışıldı. Önderliğimizin perspektifleri ve kendi irademizin bütünlüğü sayesinde, sorunlar hiçbir zaman uzun süreli olmamıştır. Ortadoğu’da kadını, kendi kafalarına göre kalıplaştıran eril zihniyet,  oyunlarını bozduğumuz için hareketimizden her zaman rahatsız oldular. Ilımlı İslam ( yeni adı ile Radikal İslam) politikaları Ortadoğu üzerinden, kadınları ucuz kumaşlar ile susturmak ve de kadınları ‘öteki’ kılmak istemektedir. Zihniyetlerde oluşturmak istedikleri “kutsal kadın”, onların itaatlerine göre hareket eden, hiçbir hakka sahip olmayan robot biçimindedir. Türkiye iktidarının desteği ve işbirliği ile yaratılan çetelerin, tüm Ortadoğu’da kol gezmelerinin amacında da bu sebepler yatmaktadır. Kadınların, ‘bir paket sigara’ maliyetinde açık pazarlarda satılması, yine köy baskınlarında savaş ganimeti olarak el konulmaları, tecavüz, şiddet vb. saldırılara maruz kalmaları, hareketimizin kabul etmeyeceği ahlaksızlıklardır.

100 günü aşkın devam eden Kobane direnişinin, öncüsü olan savaş melekleri, bu ahlaksızlıklara karşı mücadele etmektedirler. Uluslararası sömürge güçlerin, IŞİD aracılığında yaratmak istediği erkeğe dayalı egemen toplumun sonu, savaş meleklerinin zılgıt sesleri ile gelecektir. Seslerin bütünlüğü ve renkliliği ile daha da çoğalacağız. Tüm dünyada, kadınlar özgürleşip, eril zihniyet mahkûm edilinceye kadar mücadelemizi her alanda sürdüreceğiz. Tüm kadınları özgürlük adına direniş saflarına davet ediyoruz. Ve yeniden hatırlatma gereği duyarak:

“Kadın yaşamda melek, savaşta azrail olmalıdır.” ( R. Apo)

  Yasemin Mavi

On Ocak 11th, 2015, posted in: Jineoloji, KJKONLINE by